Yapay Zekânın Güvenlik Politikalarındaki Rolü

Yapay zekâ teknolojileri, 21. yüzyılın en devrimci yeniliklerinden biri olarak kabul ediliyor. Sağlıktan eğitime, ekonomiden güvenliğe, siyasetten sosyolojiye kadar geniş bir yelpazede etkileri hissedilen yapay zekâ; siyaset ve kamu politikaları alanında da önemli değişimlere yol açıyor. Yapay zekânın bu alanlardaki etkisi, karar alma süreçlerinden veri analizine, güvenlik politikalarından seçim kampanyalarına kadar çeşitli boyutlarda kendini gösteriyor. Günümüzde güvenlik politikaları, giderek karmaşıklaşan ve sürekli değişen tehditlerle başa çıkmak zorunda kalıyor. Bu bağlamda, yapay zekâ teknolojisinin güvenlik politikalarında oynadığı rol, veri analizi, tehdit tahmini, karar destek sistemleri ve operasyonel etkinlik gibi alanlarda sağladığı yenilikçi yaklaşımlarla büyük bir önem kazanıyor. Yapay zekânın güvenlik politikalarındaki geniş ve çeşitli uygulamalarını ve bu teknolojinin farklı ülkelerdeki örneklerini inceleyerek bu yazıda yapay zekânın güvenlik politikalarına katkılarını detaylandıracağım.

Yapay Zekâ ve Büyük Veri Analizi

Yapay zekânın güvenlik politikalarındaki temel rolünün büyük veri analizi ve bu analizlerden elde edilen bilgilerle tehditlerin öngörülmesi ve önlenmesi olduğu görülüyor. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD), Savunma Bakanlığı (Pentagon) tarafından geliştirilen Proje Maven, yapay zekâ kullanarak uydu görüntüleri üzerinden nesne tanıma yaparak, terör örgütlerinin faaliyetlerini izlemekte ve bu bilgileri askeri operasyonların planlanmasında kullanmaktadır. Bu kullanım, askeri stratejilerin daha etkin ve hedefe yönelik olmasını sağlıyor. ABD ayrıca, yapay zekâ tabanlı istihbarat toplama ve analiz sistemleri ile terörist faaliyetleri ve ulusal güvenlik tehditlerini daha etkin bir şekilde izleyebiliyor.

Yüz Tanıma Teknolojileri

Benzer şekilde, Çin’in Xinjiang bölgesindeki güvenlik politikalarında yapay zekâ, yüz tanıma teknolojisi ile potansiyel tehditleri erken tespit etme gibi amaçlarla kullanılmaktadır. Yüz tanıma teknolojisinin kullanımı doğal olarak bölgedeki kamu güvenliğini sağlamada etkin  rol oynamaktadır. Ancak, Çin’in bu uygulamaları uluslararası toplumda ciddi eleştirilere neden oluyor. İnsan hakları örgütleri, bu teknolojilerin etnik azınlıklara karşı kullanıldığı ve mahremiyet haklarını ihlal ettiği konusunda endişelerini dile getiriyor. Bu örnek, yapay zekânın güvenlik politikalarındaki kullanımının etik boyutunu tartışmaya açıyor. Siber güvenlik alanında yapay zekânın kullanımı da giderek yaygınlaşıyor. Ülkeler, siber saldırıları tespit etmek ve önlemek için yapay zekâ destekli güvenlik sistemlerini hızla geliştiriyor. Bu sistemler, ağ trafiğini sürekli olarak izliyor ve anormallikler tespit ederek potansiyel siber saldırılara karşı erken uyarı sistemi sağlıyor. Böylece, ülkeler yapay zekâyı ulusal siber güvenlik altyapısının korunması ve saldırılara karşı dirençli hâle getirilmesi noktasında kullanıyor. Ülkelerin bu alandaki başarısı, siber güvenlikte yapay zekâ kullanımının potansiyelini ortaya koymak noktasında gelinen noktayı ortaya koyuyor.

Sınırlarda Güvenlik ve Terörle Mücadele

Ayrıca, Avrupa Birliği (AB) ülkeleri, sığınmacı krizi ve sınırlarda yaşanan güvenlik endişeleri nedeniyle yapay zekâ teknolojilerini güvenlik politikalarına entegre olarak kullanıyor. Örneğin, Yunanistan ve Bulgaristan, sınırlarındaki hareketliliği izlemek ve potansiyel güvenlik tehditlerini değerlendirmek için termal kameralar ile yapay zekâ destekli gözetim sistemleri kullanıyor. Bu sistemler, sınırların güvenliğini artırmak ve kaçak göçmenleri tespit etmek için etkin bir şekilde kullanılıyor. Ancak bu tür uygulamalar, insan hakları ve göçmenlerin korunması konularında eleştirilere yol açıyor. Sınırlarda güvenliği sağlamak amacıyla kullanılan bu teknolojilerin, göçmenlerin insan haklarını ihlal etmemesi gerektiği vurgusu önemle yapılmaktadır.

Afrika kıtasında ise çeşitli ülkeler terörle mücadele ve iç güvenlik operasyonlarında yapay zekâ potansiyelini keşfetmiş görünüyor. Kenya ve Nijerya gibi ülkeler, terör örgütlerinin faaliyetlerini takip etmek ve kamu güvenliğini sağlamak için yapay zekâ tabanlı gözetim sistemleri kullanıyor. Bu sistemler, kentlerdeki kamusal alanları izlemek ve potansiyel tehlikeleri önceden belirlemek için ön plana çıkıyor. Ancak, bu teknolojilerin kullanımında yerel koşullar ve sosyal dinamikler göz önünde bulunduruluyor. Örneğin, altyapı eksiklikleri veya yerel halkın bu teknolojilere olan güvensizliği, yapay zekânın etkinliğini azaltabilir gibi gözüküyor.

Türkiye, güvenlik alanında yapay zekâ teknolojilerini giderek daha fazla entegre eden ülkelerden biri olarak her geçen gün daha da ön plana çıkıyor. Türkiye, özellikle terörle mücadelede ve sınır güvenliğinde yapay zekâ tabanlı sistemler kullanılarak etkinliği artırıyor. Güvenlik güçleri, insansız hava araçları (İHA) ve insansız kara araçları (İKA) gibi yapay zekâ destekli teknolojilerle operasyonlarını daha etkili ve güvenli bir şekilde yürütüyor. Ayrıca, yüz tanıma ve plaka tanıma sistemleri, büyük şehirlerdeki güvenlik kameraları aracılığıyla suç ve terör eylemlerinin tespit edilmesinde etkin kullanılıyor. Türkiye’nin bu alandaki en önemli projelerinden biri olan “GÖKTÜRK” uydu sistemleri, yapay zekâ destekli analizler ile sınır hareketliliğini izleyerek ve olası tehditlere karşı erken uyarı sağlıyor. Bu teknolojilerin entegrasyonu, Türkiye’nin ulusal güvenliğini güçlendirirken, aynı zamanda veri gizliliği ve insan hakları gibi konularda da dikkatli bir yaklaşım gerektiriyor.

Etik ve Hukuki Tartışmalar

Yapay zekânın güvenlik politikalarına entegrasyonu, önemli etik ve hukuki sorunları da beraberinde getiriyor. Veri gizliliği, bireysel özgürlükler ve toplumsal kabul gibi konular, yapay zekânın kullanımında dikkate alınması gereken önemli hususlar olarak ortaya çıkıyor. Bu nedenle uluslararası toplumun yapay zekânın güvenlik politikalarında kullanımını düzenlemek ve denetlemek için ortak standartlar ve kurallar belirlemesi gerekiyor. Yapay zekânın; gelişim ve insanlığın genel sorunlarının çözümü için kullanılmasına odaklanılması gerekiyor. Ülkelerin; insan hakları ve toplumların refahına odaklanan çözümlerde ortak bir zeminde yasal düzenlemeler yapması gerekiyor. Ancak, bu tür yasal düzenlemelerin küresel ölçekte uygulanabilirliği ve uyumlu hâle getirilmesi büyük bir meydan okumayı da içinde barındırıyor.

Sonuç olarak, yapay zekâ teknolojisi, güvenlik politikalarının yönetiminde önemli bir araç olarak ön plana çıkıyor. Veri analizi, tehdit tahmini, siber güvenlik, sınırlarda güvenlik, terörle mücadele ve kamu güvenliği gibi çeşitli alanlarda yapay zekânın kullanımı, güvenlik politikalarının daha etkin bir şekilde yönetilmesine katkı sağlıyor. Ancak bu teknolojinin kullanımı sırasında etik, hukuki ve toplumsal sorumluluklar da göz önünde bulundurulmalıdır ki güvenlik politikalarının uygulanması, toplumun güvenliği ve bireysel haklarının korunması açısından dengeli ve sürdürülebilir bir şekilde gerçekleştirilebilsin. Yapay zekânın getirdiği yenilikler, güvenlik politikalarını daha etkili ve verimli hâle getirirken, aynı zamanda bu teknolojilerin kullanımının etik ve hukuki boyutları üzerinde de ciddi bir şekilde durulması gerektiğini gösteriyor.

[Dr. Sibel Bülbül Pehlivan Türkiye Araştırmaları Vakfı araştırmacısıdır]

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu