Reisi’nin Ardından; Muhtemel Lider Değişimlerinin Orta Doğu Siyasetine Etkileri

Orta Doğu siyasetini derinden etkileyecek önemli gelişmelerin arifesindeyiz. Bölge siyasetinin anlaşılmasında ve gelecek projeksiyonunun oluşturulmasında lider ve karar verici aktörlerin kimliği her zaman önemli bir faktör olmuştur. Lider seviyesinde yaşanabilecek ani ve beklenmedik değişimler ve bu değişimlerin biçimi bölge açısından kritik sonuçlar doğuracaktır. İsrail’in 7 Ekim’de Gazze’ye yönelik başlattığı savaş sürecinde işlediği soykırım ve ağır insan hakları ihlalleri lider değişim süreçlerini ve yeni lider profilini etkileyebilecek bir faktör olarak ele alınmalıdır.

Pazar günü İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ve içinde İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan’ın da bulunduğu üst düzey yetkilileri taşıyan helikopterin geçirdiği elim kaza ve bu kazada Reisi’nin ve beraberindeki üst düzey yetkililerin hayatlarını kaybetmiş olması bölgede lider ve karar verici seviyesindeki değişim sürecine önemli bir halka ekledi. Bu yazının temel iddiası 2024 yılında bölgenin önemli ülkelerinde lider seviyesinde ani ve beklenmedik değişimlerin olabileceği ve bu değişimlerin Orta Doğu siyasetini derinden etkileyeceğidir.

Bölge Siyasetinde Liderlik Değişimine Dair İşaretler

2024 yılı Orta Doğu siyasetini etkileme kabiliyetine sahip önemli ülkelerde lider ve karar verici seviyesinde önemli değişimlerin beklendiği bir yıl olacak. Bu önemli değişimin ABD, İsrail, İran ve Suudi Arabistan’da gerçekleşmesi bekleniyor. Tüm bu ülkelerde yaşanabilecek ani ve beklenmedik liderlik değişimi hem bu ülkelerin iç siyasetini hem de dış politikalarını ve daha geniş ölçekte bölgesel siyaseti önemli ölçüde etkileyecektir.

Lider değişiminin yaşanacağı ilk ülke İran olacaktır. Çünkü Reisi’inin hayatını kaybetmesiyle birlikte İran Anayasası’nın 131. Maddesi devreye girdi. Bu maddeye göre Devrim Rehberi tarafından İran Cumhurbaşkanı birinci yardımcısı yeni Cumhurbaşkanı olarak atanacak ve ülke 50 gün içerisinde cumhurbaşkanlığı seçimine gidecek. Bölgesel siyasette 7 Ekim sonrası yaşanan gerilimin İran seçim sonuçlarını etkilememesi mümkün değil. ABD’nin Irak ve Afganistan işgali ve İsrail-Hizbullah savaşının yaşandığı 2000’li yılların başlarında İran’da güvensizlik hissini derinleştirmiş ve 2006 yılında Mahmut Ahmedinecad liderliğinde sertlik yanlısı şahin kanat İran’da iktidara gelmişti. İran bu dönemde bir taraftan Kasım Süleymani liderliğinde vekalet savaşlarına hız verirken diğer taraftan nükleer faaliyetlere yoğunlaştı. 7 Ekim sonrası İsrail’in İran’ın vekil unsurlarına yönelik saldırılarının ötesinde 1 Nisan’da Şam’daki İran Konsolosluğu’na yönelik saldırısı İran ile İsrail arasında doğrudan bir çatışma ortamı ortaya çıkarmıştır. Bu gerilim tıpkı 2006 yılında olduğu gibi İran’da sertlik yanlısı bir kadroyu yeniden iktidara taşıyabilecek bir süreci başlatabilir. İran Devrim Rehberi Ali Hamaney’in ilerleyen yaşı ve kötüleşen sağlık durumu, yaklaşan İran seçimlerine Cumhurbaşkanlığı seçiminden öte anlamlar yüklememize yol açıyor.

Bölgede lider değişiminin yaşanması muhtemel ikinci ülke İsrail olacaktır. İzzettin el-Kassam Tugayları’nın 7 Ekim’de gerçekleştirdiği saldırılar sonrası caydırıcılığı önemli ölçüde yara alan İsrail’in Gazze’ye başlattığı yıkıcı saldırılar sekizinci ayına girmiş bulunuyor. Bu süreçte İsrail’in hedeflediği askeri başarıları elde edememesi bir yana, Gazze ve Batı Şeria’da işlediği ağır insan hakları ihlallerinin ve soykırım suçlarının İsrail’i uluslararası bir yalnızlığa itmesi Netanyahu yönetimini oldukça zorluyor. Bu yazının yazıldığı saatlerde Uluslararası Ceza Mahkemesi savcısının soykırım suçlaması gerekçesiyle Netanyahu hakkında tutuklama kararı istemesi bu yalnızlığı derinleştirecektir. İsrail’in üç üyeli savaş kabinesinin merkezci üyesi Benny Gantz’ın Netenyahu’ya verdiği ültimatom ve Savunma Bakanı Yoav Galant’ın Netanyahu hükümetini Gazze’de ertesi gün senaryosunun olmadığına dair suçlaması İsrail Savaş Kabinesi’nde derin bir çatlağın olduğunu da gösteriyor. İsrail iç siyasetinde istifa seslerinin yükseldiği, kabinedeki çatlağın derinleştiği ve uluslararası izolasyonun arttığı bir atmosfer Netanyahu’nun iktidarda kalmasını zorlaştırıyor. 2024 bitmeden Netanyahu iktidarının değişmesi en olası senaryo olarak kaydedilebilir.

Lider değişimi yaşanması muhtemel üçüncü ülke ABD olacaktır. Kasımda genel seçimler var ve ABD siyasetinde Joe Biden’e olan destek her geçen gün azalıyor. ABD’nin Ukrayna cephesinde Rusya’yı dengeleyememesi ve yaz ayları ile birlikte Rusların artan baskısı sonrası Ukrayna ordusunun artan kayıpları Biden yönetiminin başını ağrıtıyor. Benzer şekilde İsrail’in altına imza attığı soykırım ve ağır insan hakları ihlalleri karşısında Biden yönetiminin sergilediği çaresizlik Demokrat tabanda Biden’e olan desteği aşındırıyor. Tüm bunlara ilaveten ekonomik sorunlar ve göçmen meselesi Trump tarafından Biden’i zayıflatmak için etkili bir araç olarak kullanılıyor. Bütün bu yaşananlar Biden’in Kasım seçimlerini yeniden kazanma ihtimalini zayıflatırken Trump’ın şansını artırıyor.

Lider seviyesinde değişim yaşanma ihtimali olan son ülke Suudi Arabistan. Hâlihazırda ülkenin kralı olan Selman bin Abdülaziz’in ilerleyen yaşı ve yaşına bağlı olarak kötüleşen sağlık sorunları ülkede lider değişiminin yaklaştığının işaretlerini veriyor. Selman sonrası için en güçlü aday kralın oğlu ve aynı zamanda Veliaht Prensi Muhammed bin Selman. Nitekim bu yazının yazıldığı saatlerde Kral Selman’ın hastalanarak hastaneye kaldırıldığı ve zatürre teşhisiyle tedavi altına alındığı ve Muhammed bin Selman bu hastalığı gerekçe göstererek bugün yapılması planlanan Japonya ziyaretini ertelediği haberleri servis edildi. Kralın sağlık durumunda sık sık yaşanan bu tür sorunlar yakın zamanda Suudi Arabistan’da da bir lider değişimi yaşanma ihtimalini kuvvetlendiriyor.

Karar Vericilerin Siyasi İkballeri ve Orta Doğu Siyaseti

ABD, İran, Suudi Arabistan ve İsrail gibi bölgenin önemli ülkelerinde yaşanacak ve yaşanması muhtemel lider değişimleri bölge siyasetinde önemli bir etki ortaya çıkaracaktır. Bu ülkelerde gücün el değiştirme biçimi ve yeni liderlerin profili 7 Ekim sonrası radikalleşen bölge siyasetinin geleceğini etkileyecektir.

Bölgeyi yakından takip edenlerin en büyük endişelerinden biri İsrail’in 7 Ekim sonrası başlattığı savaşın tüm bölgeye yayılıp yayılmayacağı ihtimaliydi. İsrail’in İran’ın Şam Konsolosluğu’na yaptığı saldırılar sonrası bu endişeler zirve yaptıysa da tarafların çatışmayı tırmandırmak istememesiyle gerilim nispeten sönümlendi. Ancak Gazze savaşının ortasında Netanyahu’nun kırılgan koalisyonunun dağılma ihtimali ve İsrail’de olası seçimler İsrail siyasetinde aşırı sağcı eğilimlerin daha da güçlendiği bir sonucu doğurabilir.

Benzer şekilde İran’da yakın zamanda gerçekleşecek seçimlerde Reisi’den daha radikal ve sertlik yanlısı bir kadronun iktidar yarışında yer alması bölge genelinde geniş bir vekil ağını kontrol eden İran yönetimini daha saldırgan bir politikaya sevk edebilir. İsrail saldırıları sonrası güvensizlik endişesi derinleşen İran’ın daha saldırgan eğilimler sergileme ve bir güvenlik şemsiyesi edinmek için nükleer faaliyetlere hız verebilme ihtimali İran-Batı ilişkilerinde yeni bir gerilim dalgası ortaya çıkaracaktır. Cumhurbaşkanı değişimine ilaveten Devrim Rehberi değişimi ihtimali bu senaryoyu iyice karmaşıklaştıracaktır

Biden yönetimini İsrail’e gerekli desteği vermemekle itham eden ve başkanlık seçimlerini kazanması durumunda ABD’de Filistin’e destek veren tüm kesimlere dönük baskıyı artıracağını ve İsrail’e gereken tüm desteği sınırsız olarak sağlayacağını vadeden Trump’ın seçimleri kazanması bölge siyaseti açısından önemli sonuçlar doğuracaktır. Zaman zaman Netanyahu hükümetini dizginleyebilen Biden yerine İsrail’e sınırsız destek verecek bir Trump’ın gelecek olması 2010’lu yıllardan itibaren güç ve güvenlik boşlukları yaşayan Orta Doğu açısından önemli sonuçlar doğuracaktır. Böyle bir senaryoda İsrail’in saldırgan politikasını tırmandırabilecek desteğe kavuşabilecektir ve bu durumda savaşın Mısır, Ürdün, Lübnan ve Suriye gibi bölge ülkelerine doğru genişleyebilme ihtimali bulunmaktadır.

Suudi Arabistan’da Selman sonrası için temel endişe kaynağı gücün pürüzsüz bir biçimde el değiştirip değiştirmeyeceği meselesidir. Veliaht Prens Muhammed bin Selman bugün ülkede fiili lider olsa da Suudi politik sisteminde veliaht prensin tahta çıkmasına yönelik zayıf da olsa bazı itirazlar bulunuyor. Selman sonrası ülkenin bir iç karışıklığa düşebilme ihtimali önemli bir endişe kaynağı olarak duruyor.

Pazar günü İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin geçirdiği elim kaza sonucu hayatını kaybetmesi İran’da yeni bir ismin Cumhurbaşkanı olmasına giden yolu açtı. Yaklaşan ABD seçimleri ve Biden’e olan desteğin azalması, Netanyahu hükümetinde yaşanan çatlaklar ve Suudi Kralının ilerleyen yaşı liderlik değişiminin 2024 yılında sadece İran ile sınırlı kalmayacağını gösteriyor. Bu ülkelerde gücün el değiştirme biçimi ve yeni liderlerin profili hem ülkelerin iç siyasetlerini hem de Orta Doğu siyasetini derinden etkileyecek sonuçlar doğuracaktır.

[Dr. Necmettin Acar Mardin Artuklu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü başkanıdır.]

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu