Filistin Meselesinde Liderlik Yarışı

Yüz yılı aşkın bir geçmişi olan Filistin meselesinde lider bir aktör olmak Orta Doğu devletleri açısından her daim önemli bir dış politika gündemi olmuştur. I. Dünya Savaşı’yla birlikte Orta Doğu’nun kalbine saplanan İsrail ile mücadele etmek ve başta Kudüs olmak üzere işgal altındaki toprakları kurtarma vizyonuna sahip olmak bölgesel aktörlere iç ve dış politikada benzersiz avantajlar sunmaktadır. Bu yüzden bölgesel ve küresel siyasetteki profilini yükseltmek isteyen her bölgesel aktör Filistinlilerin tezlerini destekleyen bir politikayı benimsemek zorundadır. Çoğu zaman Filistinlilerin tezlerini destekleyen bir politika takip etmek de tek başına yeterli olmamakta Filistin davasında liderliğe oynamak bölgesel bir güç olmanın ön koşullarından biri olarak kabul edilmektedir.

1 Nisan’da İran’ın Şam’daki konsolosluk binasına İsrail saldırısıyla tırmanan İran-İsrail gerilimi sonrası Filistin meselesinde İran’ın yükselen profili bölgedeki aktörler arasında önemli bir rahatsızlığa yol açtı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Katar ziyareti, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Bağdat ve Erbil ziyaretleri, Hamas’ın siyasi kanat sorumlusu İsmail Heniye’nin, Mısır Dışişleri Bakanı Semih Şükri’nin Türkiye ziyaretleri ve Mısır Cumhurbaşkanının önümüzdeki günlerde Türkiye’ye düzenleyeceği ziyaret, İran’ın Filistin meselesinde liderlik iddiasına yönelik bölgede ortaya çıkan rahatsızlığın en önemli göstergeleri olarak okunabilir.

Filistin Meselesinde Liderliğin İç ve Dış Politikada Sunduğu Avantajlar

Sömürgecilik çağının bittiği bir dönemde sömürgeci güçlerin desteğiyle Filistin topraklarında Yahudiler için bir devlet kurulması Orta Doğu bölgesinin son yüzyılda maruz kaldığı istikrarsızlıkların en önemli gerekçelerinden birisi olarak ön plana çıkmaktadır. Emperyal bir siyasetle bölgenin işgal edilmesi ve Müslümanların kutsal mekânlarının İsrail’e devredilmesi bölge halkları açısından baş edilmesi zor bir travmaya yol açmıştır. Filistin’in işgaline, kutsal mekanlara hürmetsizliğe ve yüz binlerce Filistinlinin sürgüne gönderilmesine duyulan öfke İsrail karşısında dik duran ve İsrail’i cezalandırma misyonuna sahip olan her politik söyleme Orta Doğu halkları nezdinde önemli bir popülerlik kazandırmıştır. Bölgesel meselelerde ve küresel siyasette profilini yükseltmek isteyen her aktör Orta Doğu haklarının bu travmasına kayıtsız kalmamış hatta Filistin meselesini zaman zaman araçsallaştırarak kendi siyaseti için bölge genelinde geniş bir toplumsal meşruiyet zemini inşa etmiştir.

Bu varsayımı kanıtlamak için II. Dünya Savaşı sonrası bölge genelinde çok önemli bir politik etki bırakmış üç aktörün siyasetine yakından bakmak yeterlidir; Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdünnasır, İran Devrim Rehberi Ayetullah Humeyni ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. Her üç aktör de Batı’nın emperyal siyasetine meydan okuyan, İsrail işgali ve hukuksuzlukları karşısında dik bir duruş sergileyen ve Filistin’i özgürleştirme iddiası taşıyan siyasetleri bölge genelinde geniş bir kabul görülmelerine yol açmıştır.

İran’ın Filistin Meselesinde Liderlik İddiasının Bölgede Yol Açığı Rahatsızlık

Gazze savaşının ortasında İran-İsrail arasında tırmanan gerilimin en önemli sonuçlarından birisi İran’ın Filistin meselesinde liderliği ele almaya dönük girişimleridir. Bölge genelindeki Mısır, Ürdün ve Katar gibi önemli aktörler İran’ın Filistin meselesinde yükselen profilini kendi ulusal çıkarları açısından önemli bir tehdit olarak görmektedirler. Bu rahatsızlığın en önemli gerekçesi sayılan devletler için en önemli tehdidin askeri olandan ziyade ideolojik tehdit olmasıdır. İran’ın Filistin meselesinde liderlik rolü oynama girişimi temelde iki sebeple bir rahatsızlığa yol açabilmektedir.

İlk olarak; toplumsal meşruiyet zemini zayıf devlet yapılarının bulunduğu Orta Doğu genelinde toplumlar ulus aşırı ideolojilerin cazibesine kolayca kapılabilmekte ve kendi rejimlerine hızla yabancılaşabilmekte. Filistin meselesinde anti-emperyalist ve İsrail karşıtı sertlik yanlısı bir politika benimsemesi İran’ın temsil ettiği ideolojinin cazibesini artırıyor ve bölge genelinde İran’a yönelik bir teveccüh ortaya çıkarıyor. Filistin meselesi üzerinden kitlesel desteğini artıran İran, bölge halkları ile rejimler arasındaki uçurumu derinleştirebilme kabiliyetine ve halkları kendi yönetimlerine yabancılaştırabilme kabiliyetine sahip olabilecektir. Nitekim İran yönetimi uzun yıllardır bölgedeki bazı rejimlerin İsrail’i zımni veya açıktan desteklediğine yönelik yoğun bir propaganda yapmaktadır. 13 Nisan’da İran’dan İsrail’e gönderilen füze ve insansız hava araçlarının bir kısmının daha İsrail hava sahasına ulaşmadan Ürdün hava sahasında Ürdün hava kuvvetlerinin de desteğiyle imha edilmesi, İran füzelerinin durdurulmasında Suudi Arabistan’ın da rol alması ve Mısır’ın Refah Sınır Kapısı’ndaki geçişleri kısıtlaması bu propagandaya haklılık kazandırıyor.

İkinci olarak; İran’ın Filistin meselesinde liderlik rolüne soyunması İran’a, Lübnan, Suriye, Yemen ve Irak gibi bölge genelindeki faaliyetleri ve nüfuzu için makul bir gerekçe sağlamakta. Filistin meselesi ve İsrail karşıtlığı üzerinden bölgedeki vekil güçlerini konsolide etme imkânı bulan İran bölgede savaş ve barış kararlarını etkileyebilecek bir güce kavuşacaktır. Dolayısıyla Filistin konusundaki hassasiyet İran’ın bölge genelinde ideolojik ve politik nüfuzunu yayması için önemli bir kaldıraç işlevi görecektir.

1 Nisan’da İran’ın Şam konsolosluğuna İsrail ordusu tarafından düzenlenen saldırı sonrası yaşanan gelişmeler Filistin meselesini bölgesel siyasetteki rekabet alanı hâline getirdi. Bölgede İran’ın artan politik ve ideolojik nüfuzundan endişe eden aktörlerin duyduğu bu rahatsızlık son dönemde İran’ın Levant bölgesinde artan nüfuzunu dengeleyecek bölgesel bir blok oluşturma siyasetini teşvik ediyor. Arap Baharı süreci sonrası bölge devletlerinin içine düştükleri zayıflık İran’ı kendi kapasiteleri ile dengelemeyi oldukça zorlaştırmakta. Bu yüzden Türkiye bölgede oluşan bu rahatsızlığı giderecek bir aktör olarak ön plana çıkıyor. Son dönemde Filistin meselesi özelinde Türkiye merkezli artan diplomatik trafik bölge ülkelerinin Türkiye’ye olan bu ihtiyacının açık bir göstergesidir.

[Dr. Necmettin Acar Mardin Artuklu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü başkanıdır.]

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu