Brüksel'de Üçlü Zirve

Ermenistan, AB ve ABD Buluşması Ne Anlama Geliyor?

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile 5 Nisan 2024 tarihinde Brüksel’de görüşme gerçekleştirdi. Türkiye, Azerbaycan ve Rusya yapılan görüşmenin barışa hizmet etmediğini söyleyerek toplantıyı kınadı. Brüksel’deki toplantıda ‘‘Uluslararası Kalkınma Ajansı’’ programlarının uygulanması, Dağlık Karabağ meselesi ve Ermenistan’da demokrasinin teşvik edilmesine yönelik programlara ilişkin konular ele alındı. Zirve sonrasında yapılan açıklamaların genel içeriği, Ermenistan’ın demokratik reformlarını destekleme ve ekonomik sürdürülebilirlik hedeflerinin oluşturulduğu şeklinde açıklandı.

Paşinyan hem ABD’den hem de Batılı ülkelerden güvenlik, ekonomik ve diğer konularda Ermenistan’a destek garantisi talep ediyor. Bu zirvenin amacı Ermenistan’ın AB ile entegrasyonunu sağlamak ve ABD’den güvenlik garantileri almak. Karabağ yenilgisinden bu yana Ermenistan sürekli olarak Rusya’yı suçlamış ve Azerbaycan’ın Rusya’nın desteğiyle Ermeni topraklarını ele geçirdiğini iddia ederek, Azerbaycan’ın Karabağ’daki zaferini hiçbir zaman kabullenmeyerek hemen her platformda Azerbaycan’ı ve Rusya’yı suçlamaya devam ediyor.

Zirveye Yönelik Tepkiler

Türkiye Dışişleri Bakanlığı ise Brüksel’de yapılacak toplantı öncesi “Azerbaycan’ın, II. Karabağ Savaşı sonrasında işgal altındaki topraklarını kurtarması ve Karabağ’da 19-20 Eylül 2023 tarihlerinde düzenlediği anti-terör operasyonuyla tüm ülke topraklarında egemenliğini yeniden tesis etmesi neticesinde, bölgede kalıcı barış ve istikrar için tarihi bir fırsat ortaya çıkmıştır. Azerbaycan’ı dışlayan bu inisiyatif, barışa hizmet etmekten ziyade Güney Kafkasya’nın bir jeopolitik çekişme alanına dönüşmesine zemin hazırlayacaktır. Üçüncü ülkelere, süreç bağlamında atacakları adımlarda bölgenin parametrelerini dikkate almaları ve taraflara eşit mesafede yaklaşmaları yönündeki çağrımızı bir kez daha yineliyoruz. Güney Kafkasya’nın, bölgede tesis edilecek kalıcı barış ve istikrar temelinde yükselerek, hak ettiği bölgesel refaha kavuşacağına inancımız tamdır.” açıklaması yaptı.

Azerbaycan ve Rusya yapılan zirve sonrası bölgenin uzun vadeli istikrar ve güvenliğine katkısı konusunda şüphelerini dile getirdi. Buna karşılık bölgesel dinamiklerin bir diğer önemli aktörü olan İran ise sessiz kalmayı tercih ederek tartışmalara ilişkin yorum yapmaktan kaçındı.  Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, “Azerbaycan’ın meşru kaygıları dikkate alınmadan gerçekleştirilen toplantının Güney Kafkasya’da barış ve iş birliği yerine yeni bölünme hatlarına ve gerginliğin artmasına yol açacağı” uyarısında bulundu. Aliyev’in Blinken’e “Benim edindiğim bilgilere göre Ermenistan’a askeri yardım, Azerbaycan’la sınır bölgelerinde askeri altyapı oluşturulması, Ermenistan’ın Avrupa barış mekanizması çerçevesinde ve ABD bütçesinden silahlandırılması da üçlü toplantının hazırlık sürecinde ele alındı. Fransa’nın Ermenistan’ı silahlandırma politikası da dahil olmak üzere Azerbaycan karşıtı bu tür adımlar bölgede silahlanma yarışını teşvik edecek ve provokasyonlara yol açacaktır.” dediği bildirildi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada ise Moskova’nın Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ile ABD ve AB temsilcileri arasındaki görüşmeyi “kolektif Batı”nın Güney Kafkasya’yı jeopolitik bir çatışmaya sürüklemeye yönelik yeni bir girişimi olarak gördüğü belirtildi. Yabancı güçlerin bu bölgenin iç işlerine müdahalesinin olumsuz güvenlik sonuçlarına yol açabileceğinin vurgulandığı açıklamada, Batı’nın Ermenistan’ı Güney Kafkasya’daki planlarının uygulanması için bir araca dönüştürmeyi amaçladığı ifade edilerek “Batı, Ermenistan-Azerbaycan normalleşmesinin temelini, yani Rusya, Ermenistan ve Azerbaycan liderleri arasında 2020-2022 üçlü bildiri paketini yok etme girişimlerinden vazgeçmedi.  Moskova, Azerbaycan ile Ermenistan arasında uzun zamandır beklenen barışın sağlanması için mümkün olan her türlü yardımı sunmaya hazırdır.” açıklamalarını yaptı.

Batı’nın Bölgedeki Amacı Nedir?

Batı’nın iki güç merkezi olan ABD ve Avrupa Birliği (yani kolektif Batı), Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin çöküşünden sonra ilk kez Ermenistan ile mevcut format ve çerçevede iş birliği kuruyor. Şüphesiz Batılı ülkelerin Ermenistan’a karşı tutumu önceleri daha sadıktı ama fazla ileri gitmedi. Batı, Erivan’a sadakat göstermenin yanı sıra, Ermenistan’ın Rusya’nın Güney Kafkasya’daki ana askeri-siyasi ve ekonomik ortağı olduğunu da kabul etti. Azerbaycan’ın 44 gün süren II. Karabağ Savaşı’ndaki başarısının ardından Batı, Azerbaycan ve Ermenistan arasında yapılacak barış görüşmelerinde arabuluculuk yapmaya çalıştı. Avrupa Birliği’nin üst düzey yetkililerinin katılımıyla yapılan tüm görüşmelerde Karabağ’ın statüsü tartışılmadı, adı bile konulmadı. Azerbaycan, Güney Kafkasya’da temsil edilmek isteyen Batı ile iş birliği yapmayı reddederken, Batı da kendisine ortak olarak Ermenistan’ı seçti. Bu noktada hem Amerika Birleşik Devletleri’nin hem de Avrupa Birliği’nin Ermenistan’la iş birliği konusunda ortak bir tutum sergilemesi birçok meseleye işaret ediyor.

Brüksel Zirvesi’nde, Von der Leyen, Ermenistan’a yönelik dört yıllık “dayanıklılık ve büyüme” mali hibe paketinin verileceğini söyledi. “Avrupa ve Ermenistan uzun ve ortak bir tarihi paylaşıyor ve artık yeni bir sayfa yazmanın zamanı geldi” ifadelerini kullanarak “Avrupa Birliği, Ermenistan’ı bir dayanıklılık ve büyüme planı ile destekleyecektir, önümüzdeki dört yıl boyunca 270 milyon euro hibe vererek Ermenistan’ın ekonomisini ve toplumunu daha sağlam ve dirençli hâle getirmek için yatırım yapacağız. İşletmelerinizi, becerilerinizi, özellikle de küçük ve orta ölçekli işletmelerinizi destekleyeceğiz, böylece Ermenistan’ın büyümelerine, yenilik yapmalarına ve yeni pazarlara erişmelerine yardımcı olabiliriz.” açıklamasını yaptı.

Brüksel Zirvesi öncesinde ABD’li ve Avrupalı ​​yetkililerin yoğun temasta bulunduğu Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, bu toplantının amacının bölgede bölücü çizgiler oluşturmak ve Bakü’yü izole etmek olduğunu söyledi. Bundan önce Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’nın Ermeni yanlısı tutumunun ve iki ülke yaşanan çatışmada Batı’nın desteği konusunda yanılsamalar yaratabileceği yönündeki endişesini dile getirmişti. Bakü’yü sakinleştirmeye çalışan ABD Dışişleri Bakanlığı, Paşinyan, Blinken ve Von der Leyen arasındaki görüşmede “Ermenistan-Azerbaycan barış sürecine değinilmeyeceği, reformlar, demokrasi ve Ermeni ekonomisine ilişkin” konuların ele alınacağı güvencesini verdi. Toplantı sonuçlarına ilişkin yayımlanan bilgilerden, Avrupa Birliği ve ABD’nin Ermenistan’a önemli miktarda mali yardım sağlama kararı aldığı açıkça görülse de görüşmeye Azerbaycan’ın çağrılmaması Batı’nın Güney Kafkasya’ya yönelik politikalarında taraflı hareket ettiğini gözler önüne seriyor.

Batı’nın Güney Kafkasya’ya yönelik tehlikeli politikası sadece Azerbaycan’ı değil, Rusya, İran ve Türkiye’yi de ciddi şekilde endişelendiriyor. ABD’nin Ermenistan’daki ekonomik reformlara destek için ayıracağını söylediği 65 milyon doların Erivan’ı canlandıramayacağı aksine Ermenistan ekonomisinin İran ve Rusya’ya oldukça bağımlı olduğu da dikkate alınmalıdır. Yani Ermenistan’ın hayatta kalması ve krizden çıkması Batı’ya değil, Azerbaycan’a, Türkiye’ye, Rusya’ya ve İran’a bağlı. Güney Kafkasya’da var olan sorunların çözümü bölge ülkeleri ile öngörülürken, bu formattaki toplantı Azerbaycan ve Ermenistan arasında başka bir tehlike kaynağı oluşturmaya hizmet ediyor.

Paşinyan Brüksel’den Ne Çıkarır?

Paşinyan zirve sonrasında, “Bugünkü üst düzey diyalog, Ermenistan’ın ABD ve AB ile ortaklığını genişlettiği anlamına geliyor ve ortaklarımızdan Ermenistan’ın altyapısını modernize etmemize yardımcı olmalarını bekliyoruz.” dedi. Ermenistan bir süre önce Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) ve Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’nden (KGAÖ) çıkmasını, Rus askeri üssünün ve sınır muhafızlarının geri çekilmiş ve Batı yanlısı politikalar izlemeye başlamıştı.  Batı ile entegre olma arayışında olan Erivan yönetimi, bölge dışı güçlerin Güney Kafkasya’ya müdahale etmesinin yolunu açma arayışında olması, bölgede istikrar, güvenlik ve ekonomik büyüme açısından oldukça olumsuz sonuçlar doğurabilir.

Paşinyan’ın daha önce yaptığı açıklamada Ermenistan-Azerbaycan ilişkilerinin 1991 tarihli Almatı Deklarasyonu temelinde düzeltilmesi konusunda Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’le anlaşmaya vardıklarını ifade etmişti. Brüksel Zirvesi’nde de, “1991 Almatı Deklarasyonu uyarınca Azerbaycan’la ilişkilerin karşılıklı egemenlik ve toprak bütünlüğünün tanınmasına dayalı olarak normalleştirilmesine bağlı kaldığımızı vurgulamak isterim. Almatı Bildirgesi ile ülkelerin egemenlik ve yetki alanlarına tam saygı ile eşitlik ve karşılıklılık ilkelerine dayalı olarak tüm bölgesel iletişim engellerinin kaldırılması. Bu hedefe ulaşmak için, komşu ülkelerle ve ötesiyle bağlantı ve diyaloğu teşvik etmeyi amaçlayan ‘Barışın Kavşağı’ girişimini başlattık. Daha geniş bölgede sinerjiyi artırmak için girişimimizi AB’nin Küresel Ağ Geçidi stratejisiyle entegre etmeye çalışıyoruz ve bu konuda ortaklarımızdan destek bekliyoruz” ifadelerini kullandı. Paşinyan, Ermenistan’ı Batı ile entegre etme noktasında siyaset izleyerek bölgede Rusya nüfuzunu kırmaya çalışması, Fransa başta olmak üzere Batı ülkelerinin sürekli Ermenistan’ı silahlandırması Güney Kafkasya’da beklenen barış ve istikrarın gelmesini ertelediği gibi yeni doğacak çatışmalara da zemin hazırlamaktadır.

Özetle, üçlü toplantının amaçlarının Ermenistan’ın ekonomik güvenliğinin sağlanmasıyla ilgili olduğu söylense de atılan adımlar ve yapılan açıklamalar gerçek amaçlarının farklı olduğunu gösteriyor. Batı’nın, ABD’nin ve Paşinyan’ın barışa yönelik açıklamalarına rağmen Ermenistan’ın son aylarda yoğun silahlandırılması, Ermeni silahlı kuvvetlerinin topçu tesisleri ve zırhlı teçhizat dahil olmak üzere Azerbaycan-Ermenistan konvansiyonel sınırlarının çeşitli yönlerinde yoğun personel ve askeri teçhizatın yoğunlaşması gibi durumlar, yeni bir çatışma alanı yaratılmasına hizmet ederek barış müzakerelerinin ve anlaşmanın ihlali anlamına geliyor.  Ermenistan’ın coğrafi olarak tüm güçlerin çıkarlarının aynı anda çatıştığı, tarihi açıdan karmaşık bir bölgede yer aldığı unutulmamalıdır. Azerbaycan’ın katılımı olmadan, güvenlik konuları da dahil olmak üzere küresel konuların tartışılması, uluslararası hukukun temellerini ve iş birliğinin gelişmesini baltalamaktadır. Azerbaycan faktörünün göz ardı edilmesi çatışmanın daha da tırmanmasına ve istikrarın tehlikeye atılmasına neden olabilir.

[Mehmet Gökhan Özçubukçu, Türk Dış Politikası Araştırma Merkezi-TUDPAM’da Dış Politika Uzmanı olarak görev almaktadır.]

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu