AİHM Din Özgürlüğü ve Hayvan Refahı İlişkisine Yönelik Olarak Ne Söylüyor?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Belçika’nın hayvanların bayıltılmadan kesilemeyeceğine ilişkin yasal düzenlemesiyle ilgili dava hakkında 13 Şubat 2024 tarihinde karar verdi. Belçika’nın Valon ve Flaman bölgelerinde hayvanların bayıltılmadan kesilemeyeceğine ilişkin yapılan düzenleme, Müslüman ve Yahudi topluluklarda ciddi bir tepkiye neden olmuştu ve bu topluluklar, dini ritüellerinin gerektirdiği şekilde hayvan kesimi yapamayacaklarından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) din özgürlüğü ile ayrımcılık yasağı hükümlerinin ihlal edildiği gerekçesiyle AİHM’e başvurmuşlardı.

İhtilafın özünde, hayvan refahının sağlanmasının AİHS’nin 9. maddesinde güvence altına alınan din özgürlüğünün kısıtlanmasına meşru bir amaç teşkil edip edemeyeceği bulunmakta. Kararda da belirtildiği üzere, AİHM, hayvan refahının korunmasının ve din özgürlüğünün sınırlanmasının birbiriyle ilişkilendirilip ilişkilendirilemeyeceği hakkında ilk kez karar vermek zorunda kaldı.

Hayvanların Bayıltılmadan Kesilemeyeceğine İlişkin İlgili Yasal Düzenleme

AİHM önüne gelen davadaki itiraza konu olan yasal düzenleme, Belçika’daki Hayvanların Korunması ve Refahı Hakkındaki Kanun’da yapılan değişikliklerdir. Bahsi geçen Kanun’un 15. maddesi’ne göre zorunluluk hâlleri dışında, anestezi veya bayıltma yapılmadan hayvanlar öldürülemez. Kanunun 16. maddesinde ise dini ritüel gereği yapılacak hayvan kesiminde, bayıltma işleminin uygulanmayacağı şeklinde bir istisna mevcut. Bu istisna Brüksel Bölgesi için geçerliliğini korurken; 7 Temmuz 2017 tarihli Flaman Bölgesi Kararnamesi ve 4 Ekim 2018 tarihli Valon Bölgesi Kararnamesi ile Valon ve Flaman bölgeleri için kaldırıldı. Bunun yerine; hayvanların öldürülmesi dini ritüeller tarafından öngörülen özel kesim yöntemlerine tabi olduğunda, bayıltma işleminin geri döndürülebilir olması ve hayvanın ölümüyle sonuçlanmaması şeklinde gerçekleştirilebileceği düzenlendi.

İlgili yasal düzenlemelerin; dini emirlerine uygun olarak hayvan kesmelerini ve dinlerinin emirlerine uygun olarak kesilen hayvanlardan et elde etmelerini engelleyecek ve zorlaştıracak olması nedeniyle Müslüman ve Yahudi toplulukları AİHM’e başvurdu. Müslüman başvurucular, getirilen zorunluluğun özellikle Kurban Bayramı’nda dini vecibelerini yerine getirmelerini engelleyeceğini; Yahudi başvurucular ise hayvanın herhangi bir şekilde bayıltılmasının, etin koşer olmasına engel olacağını belirtti.  Başvurucular, ilk olarak AİHS 9.maddede düzenlenen din özgürlüğü haklarının ihlal edildiğini, zira AİHS m. 9/2 uyarınca haklarının sınırlanması için meşru bir amaç bulunmadığını ve devletin bu konuda geniş bir takdir yetkisinin olmadığını; ikinci olarak, 14.maddede öngörülen ayrımcılık yasağının ihlal edildiğini, zira faaliyetlerinin hayvanların refahı üzerinde etkisi olmasına rağmen avcıların ve balıkçıların mevzuatın kapsamı dışında bırakıldığını belirtti.

AİHM Kararı ve Gerekçesi

AİHM’in 13 Şubat 2024 tarihli kararı, hayvan refahına ilişkin bu yasal düzenlemelerin, din özgürlüğünün sınırlandırılması için AİHS m.9/2 bağlamında meşru bir amaç oluşturup oluşturmadığı ve devletin takdir yetkisini aşıp aşmadığı noktasında toplandı.

AİHS m.9/2 hükmü uyarınca, din ve vicdan özgürlüğü ancak kamu güvenliğinin, kamu düzeninin, genel sağlık veya ahlakın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması şeklinde sayılan meşru amaçlardan birine dayanılarak ve yasalarla kısıtlanabilir. Müdahale, ancak demokratik bir toplumda gerekli ise mümkündür.

Mahkeme, hayvan refahının sağlanmasını “genel ahlakın korunması” bağlamında değerlendirdi.  “Genel ahlakın korunması”yla amaçlananın yalnızca bireyler arasındaki ilişkilerde insan onurunun korunması olmadığını; “ahlak” kavramının doğası gereği gelişmekte olduğunu; Sözleşme’nin demokratik devletlerde hakim olan anlayışlar çerçevesinde yorumlanması gereken canlı bir araç olduğunu; sözleşme ile güvence altına alınmamış olsa dahi hayvan refahının korunmasının, m.9/2 anlamında genel ahlakla ilgili olabileceğini ve bu kapsamda kişinin dinini açıklama özgürlüğüne getirilen bir kısıtlamayı haklı gösterebileceğini belirtti. Öte yandan Mahkeme, devlet ve dinler arasındaki ilişkiyi ilgilendiren ve üye devletler arasında açık bir fikir birliği bulunmayan ancak yine de hayvan refahının daha fazla korunmasına yönelik kademeli bir eğilimi ortaya koyan böyle hâllerde, yerel makamlara dar olmayan bir takdir yetkisi tanınması gerektiğini ifade etti.

Son olarak da Mahkeme, başvurucuların avcı ve balıkçılardan farklı muameleye tabi tutuldukları iddiasına ilişkin olarak, bu sorunun mevcut davanın kapsamı dışında kaldığını, ritüel kesimin çiftlik hayvanları üzerinde gerçekleştirildiğini, bu hayvanların öldürülmesinin avcılık ve eğlence amaçlı balıkçılık bağlamında öldürülen yabani hayvanlardan farklı bir bağlamda gerçekleştiğini; başvurucuların avcı ve balıkçılarınkine benzer veya karşılaştırılabilir bir durumda olmadıklarını, muamele farklılığının nesnel ve makul bir gerekçeye dayanıp dayanmadığını değerlendirmeye yer olmadığını belirterek oy birliğiyle hak ihlali olmadığına karar verdi.

Mahkemenin; hayvanın öldürülmeden önce bayıltılmasının, hayvanın acısını azaltmanın en uygun yolu olup olmadığını ve bu tedbirin, başvuranların din özgürlüğü hakkına en az zarar veren tedbir olup olmadığını da değerlendirdiği görülüyor. Ancak karara şerh düşen AİHM yargıçlarının da belirttiği gibi; Mahkemenin bu şekilde bir değerlendirmeden kaçınması ve esas odağından az da olsa uzaklaşmaması gerekirdi. Zira hayvan refahının korunması AİHS’de açık bir yasal dayanağı sahip değil ve bu nedenle iki ayrı hakkın yarışmasından ve dengelenmesinden söz edilemez. Meselenin odak noktası, daha az kısıtlayıcı bir tedbirin kabul edilip edilemeyeceği değil, AİHS m.9/2 bağlamında din özgürlüğüne müdahalenin meşru olup olmadığı ve devletin takdir yetkisini aşıp aşmadığıdır.

Kararın Yansımaları

Kararla birlikte Belçika da hayvanların dini ritüellere uygun olarak kesilmesine sınır getiren Danimarka, İsveç, Finlandiya, Estonya ve Slovenya gibi ülkelere dahil oldu. Hollanda da kısa süreliğine bu listeye katılmıştı. Ancak Danıştay görüşü doğrultusunda, düzenlemenin din özgürlüğüne kısıtlama getireceği gerekçesiyle 2012’de yasak kaldırılmıştı. Bunun yerine Hollanda hükümeti; dini kuruluşlar ve et üreten şirketlerle bir sözleşme imzalayarak, hayvan refahının iyileştirilmesi, kesimcilerin eğitimi, bilimsel bir danışma komisyonunun kurulması ve kesimhanelerin denetlenmesi şeklinde bir anlaşmaya varmıştı.

Karar sonrası Müslüman ve Yahudi çevrelerce yapılan açıklamalarda, Avrupa’da artan milliyetçi ve göçmen karşıtı siyasi hareketlerin de bu yasal düzenlemelerde etkisinin olduğu iddia edildi. Nitekim din özgürlüğüne ilişkin yakın tarihte bir başka dava da gündem olmuştu. Belçika Anayasa Mahkemesi, ibadethanelerin yabancı bir ülkeden doğrudan veya dolaylı destek veya finansman almasını yasaklayan Flaman Bölgesi kararnamesini 2023 yılında iptal etmişti.

Belirtmek gerekir ki günümüzde hayvan hakları anlayışının ve aktivizminin gelişimi de yapılan yasal düzenlemeleri, hakların yorumlanmasını ve oluşan içtihatları etkiliyor. İncelenen AİHM kararında olduğu gibi hayvan haklarının, Sözleşme ile korunan temel insan hakları ile yarışır hâle geldiği ve giderek geniş yorumlandığı görülüyor. Bu kararın da etkisiyle diğer ülkelerde de benzer yasal düzenlemelerin gündeme geleceği kanaatindeyim.

[Ahmet Tokat, İstanbul Üniversitesi’nde doktora öğrencisidir.]
Başa dön tuşu