Zirve Diplomasisi Kapsamında Suudi Arabistan Afrika Zirvesi

 Devletlerin veya uluslararası örgütlerin üst düzey temsilcilerinin katıldığı yüz yüze toplantılar şeklinde vücut bulan zirveler, uluslararası politikada siyasi etkileşimin yerleşik bir unsuru haline gelmiştir.  Jeopolitik hedeflerin hayata geçirilmesi noktasında kilit bir araç haline gelen zirveler, yeni olmamakla birlikte küresel güçler arasındaki rekabet yoğunlaştıkça daha görünür olmuştur. Bu kapsamda liderler ve devletler arasında güven inşası için temel bir alan sağlama işlevine sahip olan zirveler, diplomasinin önemli bir bileşeni olmayı sürdürmektedir.

Soğuk Savaş yıllarında işbirliği bölgesi olarak uluslararası politikada ihmal edilmiş olan Afrika kıtası Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından sosyal, siyasi ve ekonomik düzeylerde yeniden bölgesel ve küresel rekabetin arenası haline gelmiştir.

Geniş demografisi, genç nüfusu ve zengin yer altı kaynakları ile fırsatlar ülkesi olarak konumlandırılan ve aynı zamanda büyük bir pazara sahip olan Afrika kıtası, coğrafi açıdan bakıldığında Kızıldeniz ve Batı Asya’da güvenlik ve istikrarın sağlanmasında jeostratejik öneme ve etkinliğe sahiptir. Kıtada nüfuz kazanma yarışının en açıklayıcı göstergelerini oluşturan tüm bu faktörler bölgesel ve küresel aktörlerin rekabetini her geçen gün artırmaktadır. Bu noktada bölgesel ve küresel aktörler son yirmi yıldır Afrika ile ilişkilerini geliştirmek için kıta ile ortaklık zirveleri düzenlemektedir. Zirve diplomasisi, bu anlamda önem kazanan bir kavram olarak öne çıkmaktadır. Zirveler, kıta dışı aktörlerin kıtaya olan yaklaşımını anlatması bakımından önemli olduğu kadar bu aktörlerin kıta üzerinde kesişen çıkarlarını anlamak için de ehemmiyet arz etmektedir.

Afrika devlet ve hükümet başkanlarını uluslararası ortamı etkileyen tartışmalara dahil eden üst düzey zirvelerin Afrika’nın dış ilişkilerindeki tarihi oldukça eskidir.  Devlet başkanları zirvelerinin düzenli olarak gerçekleştirilmesi formatı 1973 yılında Fransa tarafından Sommet France-Afrique ile başlatılmış, başlangıçta frankofon ülkelerle gerçekleştirilmiş, daha sonra tüm kıtaya yayılmıştır. Daha yakın bir tarihte Japonya, 1993 yılında Tokyo Uluslararası Afrika Kalkınma Konferansı’nı (TICAD) resmileştirmiştir.

Son yıllarda Çin, Hindistan, Japonya, Amerika Birleşik Devletleri, başta Brezilya olmak üzere Güney Amerika ülkeleri, Avrupa ülkeleri ve nihayetinde Türkiye, Rusya, Afrika ile siyasi, ekonomik ve askeri ilişkilerini geliştirmeyi hedefleyen çeşitli zirveler ve iş forumları düzenlemektedir. Çin-Afrika İşbirliği Forumu, Avrupa Birliği-Afrika İş ve Yatırım Zirveleri, Japonya’nın Afrika Kalkınma Zirveleri ve yakın zamanda düzenlenen Rusya-Afrika Zirvesi bu ülkelerin Afrika politikalarının derinliğini göstermektedir.

Dış politika öncelikleri açısından her ülke ve bölgesel kuruluşun zirve gündemi farklı saikler ve amaçlar taşıyor olsa da genel amaç Afrika kıtasının uluslararası politikadaki yükselişinden istifade etmektir.

Rekabetin giderek arttığı bir ortamda Afrika kıtasına yönelik artan küresel ilginin bir göstergesi olan zirveler, muhatapların rekabet avantajlarını göstermeleri, önceliklerini ve dış politikalarının temel değerlerini netleştirmeleri için önemli fırsatlar sunmaktadır.

2000’li yıllardan itibaren Afrika kıtası ile ilişkileri yeniden geliştirmenin bir aracı haline gelen zirveler kıta açısından bakıldığında ise ulusal kalkınma stratejilerinin temel öncelikleri bağlamında ihtiyaç duyulan finansman kaynaklarını çeşitlendirme, yabancı yatırımları artırma ve ortaklık ilişkileri aracılığıyla ekonomik işbirliğini geliştirme, dış ortak kadrolarını çeşitlendirerek geleneksel bağışçılara bağımlılığı azaltma ve siyasi açısından görünürlük sağlayarak izolasyondan kurtulmak gibi bir dizi olanak tanımaktadır. Bu işlevsel perspektiften bakıldığında kıta ülkelerinin ortak çıkarlar ve işbirliği için küresel aktörlerle ilişki kurma konusundaki pragmatik yaklaşımlarının altını çizen zirve diplomasisi Afrika siyasetinin uzun yıllar kurucu bir bileşeni olmayı sürdürecektir.

Suudi- Afrika İlişkilerinde Stratejik Ortaklık: Afrabia Zirvesi

Arap Yarımadası ve Afrika kıtasının coğrafi yakınlığı ve Arap Birliği’nin, birçok Afrika ülkesinin bağımsızlığını desteklemesinde oynadığı önemli rol nedeniyle Suudi- Afrika ilişkileri uzun ve güçlü bir geçmişe sahiptir.

1970’li yıllardan bu yana Afrika kıtası ile diplomatik bağlarını geliştiren Suudi Arabistan, 2018 yılında Afrika işlerinden sorumlu dışişleri bakanı atayarak ilişkilerin kurumsallaşması yolunda önemli bir adım atmıştır. Krallığın Afrika İşlerinden Sorumlu Devlet Sekreterliği görevi 2018 yılı başında Suudilerin kıtadaki diplomatik çabalarını koordine etmekten sorumlu olan eski Mısır Büyükelçisi Ahmed Abdülaziz Kattan’a verilmiştir. Kattan 2018 başından bu yana Riyad’da çok sayıda Afrikalı bakan ve cumhurbaşkanını ağırlamış ve kıtaya düzenli ziyaretler gerçekleştirmiştir.

Suudi Arabistan ve Afrika ülkeleri arasında gelişen ve genişleyen ilişkilerin izdüşümü olarak Afrika Birliği’nin toplam 55 üye ülkesinden Riyad’da yaklaşık 40 Afrika büyükelçiliği bulunmaktadır. Suudi Arabistan’ın ayrıca Afrika ülkelerinin başkentlerinde 35 büyükelçiliği bulunmaktadır ki bu da bağların derinliğini, iletişimi ve bu ilişkilerin ve ortak çıkarların önemini göstermektedir.

Afrika kıtası sahip olduğu yer altı ve yer üstü zenginlikleriyle petrole endeksli Suudi ekonomisini çeşitlendirme ve Riyad’ın siyasi gücünü küresel olarak genişletme planlarının hayata geçirilmesinde önemli potansiyele sahiptir. Küresel ekonominin geleceği için en önemli eksenlerden biri olan Afrika kıtasındaki ayak izini artırmayı hedefleyen Riyad, Afrika genelinde proaktif bir angajman politikası izlemektedir.

Suudi Arabistan, Afrika’daki yumuşak güç cazibesini artırarak nüfuz sahibi olabilmek için diplomasi, mali yardım ve İslam’ın siyasallaştırılması arasında bağlantı kuran bir politika uygulamaktadır.

Kral Selman ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın iktidara geldiklerinden bu yana Krallığa yaptıkları çeşitli ziyaretlerde onlarca Afrikalı devlet başkanını kabul etmesi, Suudi Arabistan ile Afrika ülkeleri arasındaki önemli diplomatik hareketliliğin bir göstergesidir.

Suudi Arabistan’ın, Mekke ve Medine gibi İslam’ın kutsal mekânlarına ev sahipliği yapması kıta ile ilişkilerinde güçlü bir sembolik ve siyasi avantaj sağlamaktadır.

Riyad’ın Afrika’daki gücü esas olarak resmi devlet kanalları aracılığıyla kullanılmaktadır. Bu noktada Afrika kıtasının uluslararası statüsünü güçlendirmek ve böylece uluslararası politikada etkinliğini artırmak için elverişli bir konum sunan zirvelerin sonuncusuna ev sahipliği yapmıştır. Suudi Arabistan ve Afrika ülkeleri arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi ve işbirliği ve stratejik ortaklıklarının teşvik edilmesini amaçlayan zirve aracılığıyla kıtaya olan odağının altını çizmiştir.

2013 yılında Kuveyt’in ev sahipliği yapmasının ardından Arap Afrika buluşması olma özelliğine sahip Suudi-Afrika Zirvesi, Afrika kıtasının dünya siyasetinde artan önemine ilişkin Suudi Arabistan’ın, Afrika’ya olan bağlılığını iki şekilde görünür kılmaktadır. İlk olarak Suudi Arabistan’ın, Afrika altyapı sistemlerinin geliştirilmesine verdiği öneme ilişkin Kamu Yatırım Fonu’nun (PIF) sermaye taahhüdüyle birlikte yeni yatırım taahhütlerini içermesidir. İkinci olarak, Arap dünyası ile Afrika kıtası arasındaki bağların güçlendirilmesine dikkat çeken Afrabia kavramının Suudi medyasında yüksek sesle duyulmaya başlamasıdır.

Muhammed bin Selman, zirve aracılığıyla Suudi Arabistan’ı Arap-Afrika ilişkilerinin gelişen dinamiklerinde kilit bir oyuncu olarak konumlandırmayı ve kıtanın kalkınması ve işbirliğine olan bağlılığını bir kez daha teyit etmeyi ummaktadır. Bu bağlamda Suudi-Afrika işbirliğinin en önemli modellerinden biri, çeşitli Afrika ülkelerinde önemli kalkınma projelerine sahip olan Suudi Kamu Yatırım Fonu’dur. Afrika’nın kalkınmasına yatırım yapmanın kıtada kalıcı barışı sağlamanın anahtarı olduğuna dikkat çeken MbS, Afrika ülkelerine yüz milyonlarca dolar kredi ve yatırım taahhüdünde bulunmuştur. PIF, Afrika Finans Kurumu ile kıtada sürdürülebilir kalkınma projelerini ortaklaşa geliştirmek ve ortaklaşa finanse etmek için bir mutabakat zaptı imzalamıştır.

Aşırılık ve şiddet yanlısı gruplarla mücadelede öncü bir deneyime sahip olan Suudi Arabistan, Afrika ülkelerinin ilerleme ve kalkınmalarının önündeki en büyük engellerden biri haline gelen terörizm ve aşırıcılıkla mücadelede ortaklar aradığı bir dönemde ilham verici bir model olarak öne çıkmaktadır.

Krallığın güvenlik ve istikrarın müşevviki olarak ortaklıklarını çeşitlendirmesi, bölgesel ve uluslararası hedefleri çerçevesinde petrol zenginliğine olan bağımlılığını azaltması ve ekonominin yenilenebilir enerji, spor, turizm, lojistik ve yapay zeka alanlarında genişletilmesi hedefleri doğrultusunda 2016 yılında jeoekonomik bir plan şeklinde tanıtılan 2030 Vizyonu göz önünde bulundurulduğunda, Afrika kıtasına yönelmesi şaşırtıcı değildir.

Afrika ülkelerinin sosyal ve ekonomik krizlerinin üstesinden gelmelerine yardımcı olabilecek devasa mali kaynaklara sahip olan Suudi Arabistan’ın Afrika altyapısına yatırım yaparak kıta ülkelerinin kalkınmalarının teşvik edilmesi hem Suudi Arabistan hem de Afrika için karşılıklı kazanç anlamına gelmektedir. Afrika kıtası Suudi yatırımlarıyla yerel kalkınmasını hızlandırırken diğer yandan Suudi Arabistan gerçekleştireceği yatırımlar aracılığıyla kıtadaki yumuşak gücünü artırırken Vizyon 2030 politika belgesinde açıklanan küresel bir yatırım merkezi olma hedefine ulaşabilecektir.

Suudi-Afrika işbirliği için bir yol haritası niteliğindeki Riyad Deklarasyonu’nun kabul edilmesiyle sonuçlanan zirve, kıta genelinde pozitif bir etki yaratmıştır. Ancak Krallığın siyasi, ekonomik, yatırım, güvenlik ve kültürel alanları kapsayan değeri 500 milyon doları aşan projeleri aracılığıyla Afrika kıtasında oyun değiştirici olup olmayacağını zaman gösterecektir.

Afrika kıtasının sahip olduğu beşerî ve doğal zenginliğinin özellikle sömürge dönemlerinde yabancı ulusların kalkınması ve gelişiminde oynadığı rol göz önünde bulundurulduğunda zirveler bu eski hikayeye hizmet etme riski taşımaktadır. Dolayısıyla iklim değişikliğinin yaratmış olduğu olumsuzluklardan en fazla etkilenen ve çatışmalarla mücadele eden Afrika ülkelerinin bir tür bağımlılık ilişkisinden ziyade sürdürülebilir ekonomik kalkınmalarını sağlayabilmeleri noktasında kendi kaderlerini tayin edebildikleri kendi zirvelerine ihtiyacı vardır. Diğer yandan zirvelerin bir tür sömürü aracına dönüşmesinin önlenmesi ve somut sonuçlar elde edilmesi noktasında zirvelerde verilen taahhütlerdeki ilerlemeyi izlemek için izleme mekanizmalarının geliştirilmesi gerekmektedir.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu