İsrail’in Filistin’deki Saldırıları Örneğinde Dijital Faşizmin Yükselişi

Bu yazıda klasik ya da geleneksel faşizm anlayışının çağdaş dönemde dijital bir içerik kazanması, boyutları ve etki gücü İsrail-Filistin örnekleminde ele alınıyor. Klasik anlamıyla faşizm, otoriter bir ideoloji ve hareket olarak tanımlanmaktadır. Faşist rejimler, genellikle bir liderin veya partinin otoritesine dayalı güçlü merkezi iktidar yapılarını benimserler. Ulusçuluk vurguları ırk merkezli şekilde yüksektir ve ülkenin gücünü hegemonyacı bir düzlemde artırmayı hedeflerler. İsrail örnekleminde otoriter yapılanma Filistinlilerin ötekileştirilmesi üzerinden ilerlerken, bireysel ve toplumsal özgürlükler ile demokratik süreçler sınırlandırılır ve muhalif her türlü unsur susturulur. İsrail hem bölgesel hem de küresel düzeyde bu durumu tesis etmek ve sürdürülebilir kılmak adına hem sahada askeri-politik-ekonomik gücünü hem de medyatik düzlemde temsil-imaj-dijital teknoloji gücünü birlikte kullanıyor.

Faşizan bir yaklaşıma sahip olan İsrail ve benzeri iktidar mekanizmaları dijital teknolojileri es geçerek ötekinin konumunu radikalleştiremeyeceğini bildiği için her türlü aracın, ideolojinin, dini ve ekonomik gerekçenin kullanımını olağanlaştırır, yeni norm haline getirir. Filistinlilerin insan sayılmadığı gibi o bölgede yaşam haklarının da olmadığı; terör eylemlerini teşvik edip destekledikleri, çocukları, hastaneleri, okulları ve mabetleri koruma kalkanı olarak kullandıkları iddia edilir, gösterilir, dillendirilir ve uzun yıllar boyunca hem temsil hem de söylem düzeyinde tekrar edilir. Son dönemde açığa çıkan birçok haber içeriğine bu açıdan bakmak mümkündür.

İsraillilerin “öldürüldüğü” ama Filistinlilerin “öldüğü” örnekler ve buradaki aktif-pasif dil oyunu dijital söylemin nasıl inşa edilip kullanıldığını açıkça gösterir. İsrail-Filistin özelinde dijital faşizmin en büyük göstergelerinden biri benzer dijital teknolojilere sahip olma ya da kullanma hususunda eksikliği olan bireylere ve toplumlara karşı söz söyleme avantajını elde tutarak gerçekliğin istenildiği gibi inşa edilebilmesidir. Ulusal ve uluslararası ölçekte her gün manipülatif haber akışının kurgulanması ile bir toplumun nasıl dijital faşizme maruz bırakılıp suçlayıcı bir pozisyona mahkûm edildiği görülüyor. Bu süreçte dijital faşizmin ve ambargonun en güçlü araçları sahaya sürülmüş vaziyettedir.

Dijital Faşizmi ve Ambargoyu Tanımlamak

Dijital faşizm, internet ve dijital teknolojilerle doğrudan ilişkilendirilen bir terim olarak geleneksel faşizmin temel özelliklerinin dijital dünyaya uyarlanmasını ifade eder. Kısaca dijital faşizm, dijital ortamlarda otoriter ve baskıcı kontrolün yaygınlaşması ile ifade özgürlüğünün kısıtlanması, sansür uygulamaları ve muhalif seslerin susturulması gibi birçok baskıcı yöntemler içerir. Dijital faşizm, propaganda ve manipülasyonu yaygın bir şekilde kullanır. Bu, yanıltıcı bilgilerin yayılması, sahte haberlerin üretilmesi ve küresel toplumun bilinçli olarak yanıltılması anlamına gelir. Filistinlilerin İsrailli bebekleri öldürmesi ve yakması haberlerinin uluslararası enformasyon ağının parçası kılınması bu hususa bir örnektir. Bir süre sonra haberlerin gerçek olmadığı anlaşılsa bile yalan haberin gerçek habere kıyasla çok daha hızlı yayılmasından ötürü durumun değişmesi söz konusu değildir. Son dönemdeki uygulamaların dışında İsrail çok uzun zamandır siber gözetim ve takip mekanizmalarını kullanarak dijital faşist bir rejim kurgulamakta, Filistinlilerin çevrimiçi faaliyetlerini izleyerek ve denetleyerek özel yaşamlarına müdahale etmektedir. Zaten dijital faşizm toplumsal bölünmeyi teşvik etme ve hedef gösterme eğiliminde olduğu için belirli gruplara karşı düşmanlaştırıcı bir tavır sergiler.

Toplumsal bölünmeyi ve kontrol mekanizmalarını sağlayan hatta sürdürülebilir kılan unsur ise medyadır. Dijital faşizm, medya ve iletişim kuruluşlarını sıkı bir şekilde kontrol etme eğilimindedir. Bu, haber kaynaklarının manipüle edilmesine ve tek bir ideolojinin veya görüşün hâkim olmasına yol açar. İsrail’in askeri ve ekonomik gücü bir yere kadar onu taşıyabildiği için bir toplumu ve devleti yok sayabilmek adına daha fazlasına ihtiyacı vardır.

Yirminci yüzyılda yaşanan iki büyük dünya savaşından itibaren enformasyon ile bilginin akışını sağlamak ve yönlendirmek büyük bir önem arz etmeye başlamıştı. O günün şartlarında sadece gazete, radyo ve bilgilendirici sinema içerikleri hazırlanabiliyordu. Bugün ise dijital teknolojilerin küresel ölçekli yaygınlığı ile etki gücü epey yükselmiş durumdadır. İletişim teknolojilerinin tamamı belirli bir ideolojik görüş çerçevesinde kullanılırken İsrail’in haklılığı uluslararası medyada durmaksızın dile getirilir. Ancak sosyal medyanın varlığı ile dijital faşizmin surlarında gedik açabilmek mümkün hale gelebildiği için mücadelenin yeni alanı da orası oluyor. Dijital faşizm tüm demokratik değerleri ve insan haklarını tehdit ederken sosyal medyanın bir kontrol mekanizması olarak işlemesi isteniyor. Enformasyonun ve bilgi akışının hızı nedeniyle farklı iddialar ve bakış açıları, belirli bir süreliğine de olsa kendisine yer açabiliyor. Filistin yanlısı hesapların ve içeriklerin Meta ve Instagram gibi platformlarda ancak kısıtlı bir zaman diliminde ayakta kalabilmesi mümkün olabiliyor. Ana akım medyanın ve Batılı devletlerin İsrail’e desteği çok açık iken onlara ait medya şirketlerinin farklı bir tavır sergilemesi zaten pek mümkün olmazdı. İsrail-Filistin savaşının gösterdiği gibi dijital faşizm konusu, sivil haklar ve internet özgürlüğü gibi konularla yakından ilişkilidir. İnternetin ve internetle entegre olan tüm araçların giderek daha fazla yaşamın merkezine yerleşmesi, dijital faşizmin tartışılmasını ve eleştirilmesini önemli hale getiriyor.

Dijital faşizm ile ilişkili bir biçimde ambargonun da ele alınması gerekir. Çünkü dijital ambargo, bir ülkenin veya kuruluşun, diğer bir ülkenin veya kuruluşun dijital kaynaklara, teknolojilere ve internet erişimine kısıtlama veya engelleme girişimini ifade eder. Bu durum çok açık bir biçimde Gazze bölgesinde yaşanıyor. Ambargonun su, yiyecek ve diğer temel ihtiyaçlarla ilişkisi zaten uzun zamandır biliniyor. Ancak dijital ambargo tam da gündelik yaşamın merkezini dijital teknolojilerin oluşturduğu bir süreçte temel ihtiyaçlardan ayrı bir şekilde ele alınamaz. Elbette insan yaşamını sürdürecek asgari şartların sağlanamadığı bir düzlemde tek başına interneti ve dijital teknolojileri ele almak makul görünmese de ambargonun sadece temel ihtiyaçlarla sınırlandırılamayacağına işaret edilmeye çalışılmaktadır. Dolayısıyla Gazze’de elektriğin ve internetin bazen kısıtlandığı, son dönemde ise tamamen kapatıldığı bir durum ambargonun dijital versiyonuna örneklik teşkil eder. Dijital teknolojilere erişimin ve kullanımın kısıtlanması ile enformasyon ve bilgi akışının kontrol edilmeye çalışılması da dijital faşizmi işler hale getirir. Bireylerin ve toplumun küresel sahnede kendisini savunacak araçlardan uzak bırakılması dijital faşizmin en temel amacıdır. Filistinlilerin haklılıklarını ya da maruz bırakıldıkları haksızlıkları hem söylem hem de imaj düzleminde temsil edememeleri için her türlü adım atılmış vaziyettedir ve atılmaya devam edilmektedir.

Filistin’de, daha özelde ise Gazze’de dijital ambargo, ülkenin dijital altyapısına ve teknolojik kaynaklarına erişimi zorlaştırmak veya engellemek amacıyla uygulanan tüm kısıtlamaları içerir. Bu, internet erişiminin kısıtlanması, özel teknolojilerin satışının engellenmesi veya yazılım güncellemelerinin sınırlandırılması gibi farklı biçimlerde gerçekleşebilir. Şu anda Gazze’de bilebildiğimiz kadarıyla internete erişim kısıtı var; diğer bölgelerde de iyi bir internet altyapısı olduğunu düşünmek makul görünmüyor. Zaten Gazze’yi Filistin’in diğer bölgelerinden ayırt eden ana unsur açık hapishane veya tam bir toplama kampı olmasıdır. Bu hapishanede her türlü kontrol ve sınırlama İsrail tarafından gerçekleştirildiği için dijital ambargo tüm gücüyle Gazze’ye uygulanmaktadır. Dijital ambargonun uygulanmasının nedeni ise ulusal güvenlik endişeleri veya siyasi anlaşmazlıklar olduğu için İsrail’in kendince ürettiği bahaneler ile internete kısıtlı erişime izin verilirken birçok içeriğin de sansürlenmesi için çaba gösteriliyor. Burada ana amaç Filistinlilerin sadece internete erişimini engellemek değildir. Filistinlilerin dijital düzlemde, özellikle de sosyal medyada kendilerini savunamayacak bir halde bırakılmaları nedeniyle dünyanın geri kalanı da tek taraflı ve manipülatif içerikler ile karşılaşmak durumundadır.

Sosyal Medyada Faşizm

Geleneksel medyada ve sosyal medyada Filistin’le ilişkili içeriklerin karartılması açık bir faşizm örneğidir. Bir toplumun kendisini ifade etme hürriyeti elinden alınırken, bakış açısını ve yaşananları ortaya koyma hakkı gasp edilmektedir. İnsanlar sosyal medyayı fikirlerini rahatlıkla ifade edebildikleri bir alan olarak değerlendirmeye yatkın olsa da uygulamaların ve platformların ticari ve politik ilişkilerinin varlığı, konuşlandıkları ya da üretildikleri ülke/ler, örneğin ABD çok ciddi sınırlamalar getirmektedir. Sosyal medya, iletişimin özgürce sağlandığı bir yer olmaktan ziyade belirli bir bakış açısını dikte eden içeriklerin üretildiği ve görünürlüğünün artırıldığı bir zemin teşkil etmektedir. Filistin’le ilgili azami ölçüde olumlu düşüncelerini ifade eden kullanıcıların hesapları bile kapanmakla tehdit edilmiştir. Bazen açıklamanın gerçekleştirildiği içeriğin silinmesi ya da görünürlüğünün azaltılması sağlanmıştır. Sosyal medya şirketlerinin önceliği içeriğin görünürlüğünü azaltmak olduğu için hesabı ilk elden kapatmayı tercih etmemektedir. Filistin’le ilişkili yapılan paylaşımların algoritmalar vasıtasıyla beğeni ve paylaşım süreçlerine dışsal müdahalelerde bulunuluyor, başkalarınca görünmemesi sağlanıyor. Eğer benzer paylaşımlar yapılmaya devam edilirse içeriğin tehdit edici olduğu, kurumun politikalarıyla örtüşmediği ifade edilerek kaldırılıyor. Kullanıcı ya da hesap aynı tavrı sürdürürse sosyal medya şirketleri o zaman hesabı doğrudan kapatıyor. Herhangi bir ek açıklamaya gereksinim duymaksızın sosyal medya şirketleri, taraflarını ve ideolojilerini hayata geçirmiş oluyor.

Ana akım düşüncelerin dışına çıkılan her durumda o düşünceler ve iddialar sansürlenmekte, görünürlüğü azaltılmakta hatta silinebilmektedir. Bu süreçte yapay zekâ destekli algoritmaların devreye sokulması ile Filistin’e hak verecek, destekleyecek ya da İsrail tarafına itiraz edecek içeriklerin dolaşımı engellenmekte ve sansürlenmektedir. Benzer bir durum sadece tekil içerikler yani tek bir tweet, gönderi, hikâye, paylaşım, video ya da fotoğraf olmaktan ziyade milyonlarca insanın takip ettiği hesaplar olabilmektedir. Sosyal medya kullanıcıları bu durumu kendi kullanımları özelinde bile rahatlıkla fark edebilir. İsrail’in aleyhine ve Filistin’in lehine yapılan paylaşımların anında sansüre uğradığı ve görünmediği birçok kullanıcı tarafından zaten ifade edilmiştir. Sosyal medya şirketlerinin tarafgirliği ile bazı içeriklerin yayınlandığı anda kısıtlandığı, yayınlanmaya uygun olmadığı, kurumun politikalarıyla çeliştiği gibi iddialar her daim seslendirilmesine rağmen içerik üretiminin Filistin lehine sağlanması için çabalar devam etmektedir.

Dijital Faşizmin Geleceği ve Olası Bir Çözüm Önerisi

Faşizmin tarihi, konumu ve oynadığı rol ne ise dijital faşizmin benzer biçimde toplumları ve farklı düşünme biçimlerini mahkûm ederek onlara yaşam hakkı tanımaması, varlıklarını hiçe sayması söz konusudur. Ancak çağdaş toplumsal düzen içerisinde dijital faşizmin tarihsel olarak faşizmden ayrılan yönü etki gücü, derinliği ve sürdürülebilirliğidir. Dijital faşizmin durmak ya da gerilemek yerine gücünü her geçen gün artırdığı, yapay zekanın, bot hesapların ve algoritmaların da devreye sokulduğu yeni bir süreç yaşanmaktadır. İsrail’in yaptıkları hakkında üretilen yalan içerikleri tespit etmek zaman alırken artık işin içerisinde yapay zekâ destekli videolar ve görüntüler de yer almaktadır. Akıllı telefonlar gibi dijital teknolojilerin her an ve her yerde kullanılabilir hale gelmesiyle yukarıda bahsedilen içeriklere maruz kalmak kaçınılmazdır. Dijital faşizm ve ambargo, içerik kısıtlamalarıyla, dezenformasyonla, kitleleri manipüle etmeyle, hesap ve haber kaynaklarını kapatmayla, görünürlüğü azaltmayla, enformasyon ve bilgi savaşlarıyla ilerlerken, dijital haklara, haberciliğe ve doğru bilgiye hiç olmadığı kadar gereksinim duyulmaktadır.

Dijital faşizme, dezenformasyona ve algı operasyonlarına karşı mücadele etmenin en iyi yöntemi bilinçli bir dijital medya okuryazarlığı kabiliyeti kazanmaktan geçmektedir. Kullanıcıların neredeyse her türlü içeriği kendi başlarına kontrol etmekle mükellef olduğu dijital medyada algı operasyonunun yürütülmemesi imkansızdır. Herkesin her an her türlü içeriğin doğruluğunu kontrol etmesinin zorluğu nedeniyle yanlış ya da manipüle edilmiş içeriklerle karşılaşmak sıradan bir hal almıştır. Dijital medyada doğru içerikle, haberle buluşmak her geçen gün daha da zorlaşıyor. Özellikle benzer görüşlere, inançlara, ideolojilere sahip dijital toplulukların içerisine sıkışmak, farklı olanla irtibata geçmeyi önleyici bir rol oynayarak dijital faşizme farkında olmaksızın katkı sunuyor. Dijital medyanın yanlı olduğunu, belirli bir ideolojik ve politik eksen doğrultusunda hareket ettiğini kabul ederek başlangıç adımlarını atmak çok daha makul görünüyor. Dijital teknolojiler tarafsız olmadığı gibi içinde bulundukları ekonomik ve toplumsal koşullar tarafından yönlendiriliyor. Dolayısıyla dijital faşizmi aşabilmek için dijital teknolojiler hakkındaki farkındalığı bireysel, toplumsal, bölgesel ve küresel ölçekte artırabilmek söz konusu olduğunda insanlığın ortak birikimine ve geleceğine dönük olumlu adımların atılabilme ihtimali de gündeme gelecektir. Aksi takdirde “hakikat ötesi” (post-truth) durumun kendi varlığını icbar etmesine boyun eğilecektir.

[Doç. Dr. Eyüp Al Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde öğretim üyesi ve Türkiye Araştırmaları Vakfı araştırmacısıdır.]

Eyüp Al

Araştırmacı

Doç. Dr. Eyüp Al, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü’nde öğretim üyesidir. Lisans eğitimini Marmara Üniversitesi İşletme (İngilizce) Bölümü’nde 2013’te tamamladı. Yüksek lisans derecesini Marmara Üniversitesi Sinema Bölümü’nde “Göz ve Kamera Bağlamında Görüntünün Gerçeklik, İktidar ve Bakış ile Olan İlişkisi” başlıklı teziyle aldı. Doktora derecesini ise yine yanı üniversitede İletişim Bilimleri alanında “Klasikten Modernliğe Zaman-Mekân Tecrübesinin Dönüşümü: Bir Kitle İletişim Formu Olarak Sinema” başlıklı çalışmasıyla 2020’de almaya hak kazandı. Çalışma alanları arasında dijital sosyoloji, medya ve sinema felsefesi, görüntü ontolojisi bulunmaktadır. Türkiye Araştırmaları Vakfı’nda araştırmacı olarak çalışmaktadır.
E-posta: eal@turkiyearastirmalari.org

Başa dön tuşu