İsrail’in Rubicon’u: Gazze

7 Ekim tarihinde Gazze’den İsrail topraklarına başta El-Kassam tugayları olmak üzere Filistinli gruplar tarafından yapılan Aksa Tufanı operasyonu İsrail ve Batı dünyasında şok etkisi uyandırdı. Filistinli grupların organize bir şekilde, İsrail’in yıllardır övündüğü o meşhur sınır güvenlik sistemlerini atlatmaları, çok sayıda İsrail vatandaşını rehin almaları, İsrail’in derin bölgelerine kadar ilerleyip birçok İsrail karakolunu basmaları ciddi bir askeri başarı olmakla birlikte İsrail’in Gazze’de yapacağı acımasız saldırıları Batı dünyasında meşru bir hale getirdi.

Bu meşrutiyet ile birlikte birkaç gün sonrasında Gazze’ye yoğun hava saldırıları yapan İsrail, Aksa Tufanı’nın ilk şokunu atlattığı günden beri ha bugün ha yarın diyerek Gazze’ye kara operasyonuna başlayacağını duyurdu ancak Aksa Tufanı üzerinden 2 hafta geçmesine rağmen hâlâ bir kara harekâtı başlatılamadı.

Kara harekâtı İsrail’in Gazze’de bulunan Filistinli silahlı grupların tasfiyesi ve İsrail’in iskân politikası için çok önemli bir adım olsa da aslında arka planında çok farklı sebepler de barındırıyor. 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyıl ile birlikte Yahudi işgalcilerin Filistin topraklarını işgal etmeleri ile beraber başlayan bu iskân sürecinin ve İsrail’in başlı başına bir devlet olmasının en temel parametresi bölgede yaşayan Yahudi nüfusu olmuştur. Özellikle bu bölgede varlık mücadelesi veren İsrail’in iskân politikasını başarılı bir hale getirmek için tüm dünyadaki Yahudileri yıllardır İsrail topraklarında yaşamaya ve İsrail vatandaşı olmaya davet ettiği de malumdur. İsrail bu politikasını uzun yıllardır devam ettirse de özellikle Batı’da yaşayan Yahudilerin İsrail’e yerleşme konusunda birçok çekincesinin olması bu politikaya ket vurmaktadır. Batılı ülkelerde yaşayan Yahudi toplumunun İsrail’e yerleşme konusundaki en büyük endişesi ise kuşkusuz güvenlik problemleridir. Öyle ki İsrail devleti bu güvenlik problemlerinin önüne geçmek için geçmişte Filistin ve diğer Arap ülkeleri ile yapılan mücadelelerde hem İsrail’in askeri açıdan dokunulmaz olduğu hem de her bir İsrail vatandaşının can güvenliğinin İsrail devleti tarafından garanti altında olduğunu defaatle göstermeye çalışmıştır. Kuşkusuz bu stratejinin en önemli ayağı da Demir Kubbedir. Demir kubbe bu nedenledir ki bir Hava Savunma Sisteminden ziyade İsrail ve İsrail’de yaşayan Yahudilerin her ne olursa olsun güvenli ve konforlu bir hayat yaşamasını sağlayan bir simgeye dönüşmüştür.

Aksa Tufanı operasyonu askeri açıdan her ne kadar ciddi bir başarı sağlamasa da psikolojik ve sosyal açıdan İsrail üzerinde çok yıkıcı bir etki bırakmıştır. Bu operasyon ile İsrail’in hem bölgede dokunulmaz olduğu algısı ciddi oranda zedelenmiş ve nispeten askeri gücü küçük düşürülmüş hem de Yahudiler için İsrail topraklarının güvenli bir liman olduğu algısı da zedelenmiş ve dolayısıyla İsrail’in varlık politikası ciddi bir darbe almıştır.

Bu iki etken göz önüne alındığı takdirde İsrail için Kara harekâtı düzenlemek kaçınılmazdır. Bu kara harekâtı ile hem bölge ülkelerine İsrail’in askeri gücünü göstermek hem de bozulan imajını düzeltmenin zorunluluk olduğunu İsrail Hükümeti de çok iyi bilmektedir ancak bununla birlikte İsrail ordusunun Aksa Tufanı operasyonunda görülen harbe hazırlık seviyesi ve Gazze’de yaşanacak meskun mahal operasyonu kara harekâtını çok zorlu bir hale getirmektedir. Şüphesiz İsrail ordusunun günlerdir ha bugün ha yarın diyerek kara harekâtını ertelemesinin temel sebebi de budur. İsrail kara harekâtı yaptığı takdirde yaşayacağı kayıpları en aza indirmek için hava harekâtlarını artırmayı, Filistinli milisleri ve Filistin halkını yıldırmayı amaçlasa da bu konuda şimdiye kadar etkili olmamıştır. Bu durum İsrail için bir ikilem yaratmaktadır. İsrail eğer kara operasyonuna başlamaz ve sadece hava operasyonu ile süreci devam ettirirse hem uluslararası toplumun baskısı artacak ve Hamas’ın direnişi de kırılmayacaktır. Neticede İsrail hem kendileri için oluşan tehdidi önleyemeyecek hem de bozulan imajını düzeltemeyecektir. Bununla birlikte İsrail kara harekâtına başladığı takdirde çok fazla kayıp verebilir ve ABD’nin Vietnam, Irak veya Afganistan’da yaşadığı gibi bir bataklığa sürüklenebilir. Bununla birlikte Hizbullah’ın savaşa dahil olması ise bambaşka bir senaryoyu doğurmaktadır zira Hizbullah’ın dahil olması Suriye’de yer alan İranlı Milis güçlerin de dahil olması anlamına gelmektedir ve bu da İsrail için iki yeni cephenin açılması ve üç ateş arasında kalması anlamına gelmektedir.

Bununla birlikte kara operasyonunun en temel zorluklarından birisi ise Gazze’nin tam anlamıyla bir meskun mahal haline gelmesidir. Şu anda İsrail, Gazze’de Filistinli grupların sahip olduğu EYP, tanksavar ve diğer mühimmat kapasitesini bilememektedir. Bununla birlikte meskun mahal operasyonlarının zorluğu da ayrı bir problem olarak İsrail ordusunun karşısına çıkmaktadır. Yine de her halükârda zaman İsrail’in aleyhine işlemektedir. Kara operasyonuna başlamadığı her gün hem Hizbullah ve diğer Şii milislerin savaşa müdahalesi artıyor hem de Filistinli silahlı grupların meskun mahal hazırlıklarına zaman tanınmış oluyor bu da İsrail’in potansiyel kayıplarını daha da artıracak unsurlar olarak ortaya çıkıyor. Her halükârda İsrail bu operasyonu varlığını sürdürmek için yapması gerektiğini gayet iyi biliyor ancak zaman geçtikçe İsrail için çanlar daha yüksek bir sesle çalmaya başlıyor.

 Er ya da geç başlayacak kara harekâtı İsrail için de Rubicon’u geçmek anlamına geliyor. Kara harekâtı sonrasında eğer İsrail beklediği hızda bir ilerleme sağlayamaz ve Hamas ciddi bir direniş gösterirse bu Hizbullah ve diğer Şii milisleri ve hatta Yemen’deki Husiler ve İran’ı daha da cesaretlendirebilir ve cesurca adımlar atmaya sevk edebilir. Kara harekâtı yapmadığı her geçen gün ise bu güçlere daha iyi hazırlık yapmak için fırsat verdiği gibi kendi üzerindeki baskıyı da artırmaktadır zira Hamas’ın elinde yüzlerce İsrail vatandaşı rehine de bulunmaktadır ki onların güvenliği de İsrail için oldukça önemlidir. Her halükârda İsrail için kara harekâtı en az Rubicon’u geçmek kadar geri dönülmez bir karar olacaktır. Neticede belki de bu karar İsrail’in varlığını etkileyecek tarihindeki en önemli kararlardan birisi olarak tarih kitaplarında yer alacaktır.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu