Türkiye’nin Büyüyen Vizyonuna Mukabil Suni Gündemlerle Ayakta Kalmaya Çalışan Muhalefet

Türkiye geçtiğimiz aylarda yine çok önemli ve kritik bir genel seçim dönemi yaşadı. Tüm muhalefet bloğunun Erdoğan karşıtlığı üzerine inşa ettiği seçim kampanyasına mukabil, Erdoğan ve ekibinin ortaya koyduğu “Türkiye Yüzyılı” söylemi seçim kampanyası ile adeta siyah ve beyaz kadar birbirinden ayrı kampanyalar ile seçime girildi. Seçim sonucunda Cumhur ittifakı hatırı sayılır bir farkla, tartışma götürmeden seçimi kazandılar. Bu seçim öncesi ve seçim sonrası Türkiye’nin en kadim sorunlarından biri yine gün yüzüne çıktı: Muhalefet sorunu. Türkiye’de sanılanın aksine bir iktidar sorunun aksine kadim bir muhalefet sorunu var. Seçim dönemi boyunca muhalefetin söylem üretmekte zorlandığı, bu zorlanmanın sonucu olarak kitleleri konsolide etmek için dile getirilen; “bu son seçim, cumhuriyet elden gidiyor, kadınlar artık sokaklarda yürüyemeyecek, seçimi kaybetse bile gitmeyecek!” gibi suni gündemler ile kitleler adeta hırslandırıldı, bir seçimden ziyade adeta üstü kapalı bir tamam mı devam mı denklemine girildi. Seçim ise olağanüstü bir katılımla, neredeyse hiçbir aşırılığın olmadığı sakinlik ve sükûnet içerisinde yapıldı ve seçimde kazanan taraf Cumhur ittifakı oldu. Seçimden hemen sonra elbette ki Türkiye’yi bekleyen çok önemli sorunlar vardı. Başta Rusya-Ukrayna savaşı olmak üzere, tahıl krizi, Karabağ’da dondurulmuş sorunlar gibi hem içerde hem dışarda birçok mesele vardı. Cumhurbaşkanlığı sisteminin bir getirisi olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan hızlıca kabinesini atadı, yine büyük bir yenilenme yaparak yoluna devam etti.

Yaz aylarında gündemde daha çok ekonomik sorunlar ve bu sorunlara yönelik atılacak adımlar tartışıldı. Yine muhalefet bloğunun kahir ekseriyetinin kadim suni gündem malzemelerinden biri daha Recep Tayyip Erdoğan tarafından muhalefetin elinden alınıyordu. Muhalefet kanadında koltuk savaşları başlamışken ekonomik konulardaki muhalefeti de, yaptığı özeleştirilerle iktidar kanadı adeta kendisi yapıyordu. Seçimlerden önce sıkça dile getirilen konulardan biri de kadın hakları üzerineydi. Kadınların içtimaiyi hayattan tecrit edileceği, birçok hakkının elinden alınacağı gibi akla hayale gelmeyen bir sürü gündem oluşturuluyordu. Bu sırada Türkiye’nin en kritik, en özerk kurumlarından olan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın başına Prof. Dr. Hafize Gaye Erkan atanıyordu. Yine diğer tarafta Kızılay Başkanlığı’na Prof. Dr. Fatma Meriç Yılmaz seçilerek yönetimde kadınların ne suretle yer aldığı net şekilde ilan ediliyordu. Muhtemeldir ki bir sonraki seçimde muhalefetin bu kartı elinden alınmış oluyordu.

Tüm bu gelişmeler ile birlikte aslında Türkiye’nin stratejik aklı çalışmaya devam etti. Özellikle vurgulanması gereken husus şu olsa gerek: Rusya Ukrayna savaşı son dönemde bölgede yaşanan en sıcak hadise. Bu hadiseye karşı çok büyük stratejilerle yaklaşmak durumunda olan Türkiye, tüm dünyanın aksine olağanüstü bir diplomasi ortaya koydu. Batılı devletlerin birer birer Rusya’ya ambargo koyduğu bir dönemde Türkiye Rusya ile bağını hiç koparmadı ancak Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü de savundu. Bugün gelinen noktada tahıl krizinin aşılması noktasında sık sık BM Genel Sekreterinin Türkiye’ye övgülerini görebiliyoruz. Savaşın çıktığı ilk dönemlerde batılı devletler neyi ifade ettiyse aynısını tasdik eden muhalefet bloğu, bugün gelinen noktada Türkiye’nin stratejik yaklaşımını tasdik etmeye başladı. Bu durumun oluşmasında kuşkusuz net bir detay ortaya çıkıyor. Muhalefet suni gündemler ile uğraşmaktan, gerçek hataya dair, dış politikaya dair esaslı bir yaklaşımı mevcut değildir. Muhalefet, değişen ve dönüşen dış politika anlayışına değil akıl vermek, Türkiye’nin geleceğe matuf dış politika adımlarını dahi takip etmekten aciz kalabilmektedirler. Bunu bir metafor ile açıklamaya çalışırsak: üniversite okuyanların sık sık rastladığı belki de bu duruma başvurdukları, derste olmadığı halde derste olan arkadaşını arayan birinin hoca imza aldıysa benim yerime de atar mısın demesi gibi. Muhalefet ülkede olan bitenle ilgili veya ülkeye dair konularda varmış gibi yapmaktadır. Cumhuriyet Halk Partisi lideri Kılıçdaroğlu’nun dış politika danışmanı Ünal Çeviköz’ün Karabağ konusunda Ermenistan tezlerini destekleyerek yaptığı açıklama hala akıllardadır. Bu açıklama ile muhalefet suni bir konu bulmadığında sorunları sunileştirme yoluna gitmektedir. Türk dünyası için adeta kanayan bir yara haline gelen Karabağ, Türkiye’nin kararlı tutumu ve yardımı, Azerbaycan’ın haklı antiterör operasyonları ile olması gereken çözüme kavuştu. Eğer muhalefet nazarıyla bakılırsa bu dondurulmuş sorunları çözmek yerine Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından 4-6 yaş arası için açılan Kuran Kurslarını konuşmak daha cazip ve daha kolay.

Yaklaşık iki hafta önce Cumhurbaşkanının Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda tüm dünyayı ilgilendiren, doğrudan veya dolaylı olarak Türkiye’yi de ilgilendiren birçok başlıkta yaptığı konuşma oldukça dikkat çekiciydi. “Dünya beşten büyüktür” tezi yine tekrar edilmekte, Kıbrıs’ın tanınması çağrısından Karabağ sorununa, tahıl krizinden Filistin- İsrail sorununa, Avrupa’da Kuranı Kerim’e yönelik saldırılardan sıfır atık hareketine varana kadar olağanüstü bir konuşma gerçekleştirildi. Tüm dünyanın yakından takip ettiği, yabancı basında sürekli Türkiye’nin oyun kurucu rolünden bahsedildiği bir dönemde, muhalefet cephesine baktığımızda ise seçim öncesinde Türkiye’de ağır demokrasi krizi var iddialarından vazgeçilmiş asıl demokrasi krizinin ana muhalefette olduğu yüksek sesle dile getiriliyordu. Bu aslında Türkiye için bir kazanç. Muhalefetin suni gündem maddelerinden biri de kuşkusuz asrın felaketi diye nitelenen 6 Şubat depremi. 14 Mayıs seçimleri için aday belirleme krizi yaşayan muhalefet, bir anlamda istediği gündemi altın tepside elinde buluyordu. Depremin ilk günlerini, haftalarını, aylarını şöyle kısaca göz önüne getirdiğimizde, akla gelmeyen senaryolar üretildi, insanlar aleni şekilde yanlış yönlendirildi. Her zaman olduğu gibi sel gitti kum kaldı. Bölge halkı ve devlet baş başa kaldı. Geldiğimiz noktada yakın zamanda deprem konutları tahsis edilmeye başlanacak; ancak o günlerde oluşturulan iş yapanları dahi iş yapamaz hale getiren suni gündemler, hayali şeylerin hakikat diye sunulduğu günler akıllarda hep kalacak.

Yazının üst kısmında da kısaca değindiğimiz gibi Türkiye’de ciddi bir muhalefet sorunu var. Normal şartlar altında bir ülkede muhalefet iktidarı denetler, eleştirir, iktidar olmanın zorluğunu iktidara bir noktada yaşatır. Türkiye’de ise aslında muhalefet, muhalefetteki yerini garanti altına almakla ilgileniyor.

Ahmet Fethi Gün

Dr., Dicle Üniversitesi

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu