İstihbarat Başarısızlığı: İsrail İstihbaratı Saldırıyı Öngöremedi mi?

Filistinli grupların (Hamas ve İslami Cihad) İsrail’e yaptığı sızma sonucu gerçekleştirdiği saldırılar büyük yankı uyandırdı. Olay birçok kişi tarafından İsrail’in 11 Eylül’ü olarak nitelendi. Konuyla biraz daha alakadar olanlar ise yine sürpriz bir saldırıyla başlayan 1973’teki Yom Kippur Savaşı’nı örnek gösterdi.

Bu noktada olayla ilgili en çok akla gelen sorulardan biri İsrail istihbarat birimlerinin bu çaptaki bir saldırıyı nasıl olup da tespit edip öngöremediği oldu. Buna cevaben yapılan birçok yorumun merkezinde bu durumunun bir istihbarat başarısızlığı olduğu fikri var. Bu başarısızlığın niteliği ve kaynakları konusunda da yorumların merkezinde İsrail istihbarat birimlerinin sahadan haberdar olmadığı veya hiçbir veri elde etmediği fikri ön plana çıkıyor.

Öncelikle saldırının boyutu düşünüldüğünde bu ihtimale şüpheyle bakmakta fayda var. İsrail istihbarat birimlerinin böylesi bir saldırı hazırlığını tespit edememesi pek olası görünmüyor. Tabii ki hiçbir istihbarat kurumu mükemmel değildir. Ancak bu ölçekte bir eyleme ilişkin herhangi bir emarenin elde edilememiş olması sadece istihbarat başarısızlığıyla değil devlet otoritesini bile sorgulatacak kurumsal çöküşle açıklanabilir. İsrail’in zafiyetlerine rağmen bu durumda olduğu söylenemez.

Olay örneğin tekil bir bombalı saldırı eylemi olsaydı belki bu görüş yine kabul edilebilirdi. Ancak gelen haberlere göre birçok farklı noktadan sızma ve binlerce roket saldırısının olduğu bir saldırıdan bahsediyoruz. En azından saldırının hazırlık, lojistik ve eğitim aşamalarında İsrail’in insan bazlı (HUMINT) ve hava/uydu bazlı (IMINT) istihbaratının bazı veriler elde etmesi gerekirdi.

Gerçekten de olayın İsrail adına bir istihbarat başarısızlığı olduğu aşikar. Ancak istihbarat başarısızlığı sahadan veri ve haber toplayamamak anlamına gelmez. Daha geniş anlamda, elde edilen haberlerin değerlendirilme ve kıymetlendirilme aşamasındaki sıkıntılara işaret eder. İstihbarat başarısızlığının nedenleriyle ilgili olarak literatüre bakıldığında siyasi, bürokratik ve operasyonel seviyelerde olmak üzere çeşitli faktörlerden bahsedilebilir. Bunların bazılarının da İsrail için geçerli olduğu söylenebilir. Bu noktada Israil’in istihbarat başarısızlığıyla ilgili birbiriyle bağlantılı olarak olası nedenler aşağıdaki gibi sıralanabilir:

1) Politik seviye: İsrail siyasetinin son yıllardaki dağınık yapısı ve istikrarlı bir hükümetin kurulamaması İsrail’de sivil liderlik içinde karar verme süreçlerinde etkinliği azaltmış olabilir. Bu da gelen istihbaratın göz ardı edilmesine veya gerekli cevapların erken aşamada verilmemesine neden olmuş olabilir.

2) Bürokratik seviye: Yine iç politik sebeplerle bağlantılı olarak güvenlik bürokrasisinde zafiyet ortaya çıktığı söylenebilir. İstihbarat kurumları arasındaki koordinasyonsuzluk veya rekabet (inter service rivalry) sonucu sivil karar alıcılar yeterli bilgi edinmemiş olabilir.

Örneğin 1973’te İsrail, Mısır’ın saldıracağını hiç bilmiyor değildi. Sahadan ve diğer kaynaklardan haber akışı vardı. Savaşa ramak kala Mısır’ın saldırı kararı konusunda İsrail askeri istihbaratının ve Mossad’ın değerlendirmeleri birbirinden farklıydı. Mossad son dakika denebilecek bir haberle saldırının çok yakında olacağını belirtmesine rağmen askeri istihbarat bu ihtimali düşük olarak değerlendirmişti.

3) Filistinli grupların aldatma taktikleri (deception). Bununla ilgili kamuoyuma yansımış bir bilgi yok ama istihbarat dünyası söz konusuysa böyle bir ihtimalin üzerinde durmakta fayda var. Eğer İsrail istihbaratı saldırı hareketliliklerini tespit etmişse bile olası bir saldırının boyutu ve zamanlamasıyla ilgili olarak yanıltılmış olabilir. Örneğin yine Yom Kippur Savaşı öncesi Mısır ordusu birçok defa tatbikat adı altında mobilize olmuş ve İsrail istihbaratına kasten “yanlış alarmlar” verdirmişti. Bu da gerçek saldırının işaretlerini muğlaklaştırmış ve istihbarat kurumlarının “uyumasına” neden olmuştu. İsrail askeri istihbaratı gerçek saldırı öncesi Mısır ordusundaki hareketliliği belli bir derecede tespit etse de saldırıdan emin olamamıştı.

Sonuç olarak İsrail istihbarat kurumlarının reklamı yapıldığı kadar haber toplama konusunda iyi olduğu varsayılsa bile bilgiyi kıymetlendirme ve değerlendirme aşamasında bir sorundan bahsedilebilir. İstihbarat için haber toplama aşamasında iyi olmak değerlendirme aşamasında başarılı olmayı garanti etmez. Hatta çok fazla veri ve haber toplamak bir noktada kendi kendini yıkan bir duruma da dönüşebilir. Bu durumda istihbarat yetersizliğinden ziyade paradoksal olarak “istihbarat bolluğu” da istihbarat başarısızlığına neden olabilir. Çünkü hedef aktörü veri ve haber bombardımanına tutmak onu kararsız bırakarak hareketsiz kalmasına neden olur. Bu anlamda çok farklı bilgiye maruz kalmak konu ve olaylar arasında bağlantı kurulmasını zorlaştırarak sağlıklı değerlendirmeyi olumsuz etkiler. Bu durum da yukarıda bahsedilen durumları ortak olarak kesen bir neden olarak sayılabilir.

Bekir İlhan

Araştırmacı

Bekir İlhan, University of Cincinnati’de Siyaset Bilimi alanında doktora çalışmalarına devam etmektedir. Lisans eğitimini Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde 2015’te tamamladı. Yüksek lisans derecesini Sabancı Üniversitesi Siyaset Bilimi alanında 2018’de aldı. Çalışma alanları arasında uluslararası güvenlik, savaş, askeri strateji ve caydırıcılık teorisi gibi konular yer almaktadır. Türkiye Araştırmaları Vakfı’nda araştırmacı olarak çalışmaktadır.
E-posta: bilhan@turkiyearastirmalari.org

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu