Beşar Esed’in Çin ziyareti: Suriye Çin stratejik ortaklığında stratejik bir nokta var mı?

Suriye’de Şam yönetimi lider Beşar Esed, Çin Devlet Başkanı Şi Jinping’in davetlisi olarak Asya Oyunları’nın açılış törenine katılmak amacıyla 21 Eylül’de Çin’e gitti. Bu ziyaret Esed’in 2004’ten sonra Çin’e gerçekleştirdiği ilk ziyaret olmasının yanında 2011’de başlayan iç savaş sonrası Rusya, İran, BAE gibi bölge ülkelerinin dışında gerçekleştirdiği de ilk ziyaret oldu.

Rejim için ziyaret diplomatik bir zafer olarak görülse de şu aşamada Şam’ın ihtiyacı bir diplomatik zaferden ziyade kontrolündeki bölgelerde yaşanan sıkıntıların giderilmesi için hızlı ekonomik yardımlar gibi duruyor. Dolayısıyla ziyarette Suriye ile Çin’in ilişkileri stratejik ortaklık düzeyine çıkarıldığının ilan edilmesi sonrası bu ortaklığın içeriği, ne gibi ekonomik ve siyasal etkileri olabileceği ve hem Çin hem de Suriye için ne anlama geldiği incelenmeye değer görünüyor.

Esed Körfez normalleşme sürecinin durması Esed’i Çin’e itti

Kamuoyunda Esed’in Çin ziyareti ekseninde Suriye’ye muhtemel Çin yatırımları öne çıkarılarak rejim kontrolündeki bölgelerde yaşanan ekonomik sorunlar ve akaryakıt krizi ile ülkenin yeniden inşası için projelerin ilanı beklenmekteydi. Özellikle yaklaşık 1 aydır devam eden Suveyde merkezli protestolar düşünüldüğünde Esed rejiminin dışarıdan bir ekonomik desteğe en çok ihtiyaç duyduğu dönemde olduğu söylenebilir.

12 yıllık iç savaş boyunca askeri ve ekonomik destek konusunda başı çeken Rusya ve İran’ın pandemi ve Rusya’nın Ukrayna işgaliyle azalan destekleri sebebiyle rejim önce Körfez Arap ülkeleriyle hızlı bir normalleşme sürecine girerek Körfez sermayesini ülkeye çekmeye çalışmıştı. Ancak 2023’ün ilk yarısında hızlı ilerleyen normalleşme süreci Eylül itibariyle Körfez ülkeleri dışişleri bakanlarının yaptığı açıklama ile durma noktasına geldi. Dolayısıyla rejim için Körfez normalleşmesinden beklenen olumlu sonuç ortaya çıkmadı.

Tıpkı 2020 yılında rejimin içinde bulunduğu ekonomik açmaza Rusya ve İran’dan yeterli destek gelmediğinde bu durum Esed rejimini Körfez’le yakınlaşmaya ittiyse[i], günümüzde ise Körfez ile normalleşmeden beklenen ekonomik faydanın alınamaması rejimi Çin ile yakınlaşarak bu açığı kapatmaya çalışmaya itmiş görünüyor. Geçen 3 yıl sonunda rejim Arap Ligi’ne yeniden kabul edildi, BAE önderliğinde Suudi Arabistan’ın da ikna olmasıyla Katar ve Kuveyt hariç Arap ülkeleri Şam yönetimi ile normalleşme sürecine başladı. Bu normalleşmede Esed rejimi açısından temel amaç diplomatik izolasyonu kırmak kadar ekonomik şartların iyileştirilmesi için hızlıca Körfez sermayesini de ülkeye çekmekti. Körfez için ise Suriye özelindeki beklentilerden öte bölgesel gelişmelerin bir sonucu olarak ortaya çıksa da yerelde uyuşturucu üretimi ve ticaretinin önlenmesi ve sınır güvenliğinin sağlanması ana beklentilerdi. Geçen aylarda bu konularda hiçbir ilerleme kaydedilmemesi ve hatta rejimden bu açıdan bir çaba da görülmemesi sonucu Körfez Esed normalleşme süreci geçtiğimiz hafta donduruldu.

Dolayısıyla Rusya tüm kaynaklarını Ukrayna’da tüketirken, İran Suriye’de yeni bir maliyetin altına tek başına girmekten çekinirken hayal edilen Körfez sermayesi de özellikle ABD’nin Sezar yaptırımları sebebiyle gelmeyince Esed rejimi için son durak Çin oldu. Çin ziyareti bu açıdan rejimin bir cansuyu bulma girişimi ve bulunduğu açmazı giderme çabası olarak görülebilir.

Rejimin Çin’den beklentileri ve gerçekler

Çin ziyaretinde beklenti, Çin’in Kuşak Yol Girişimi çerçevesinde Suriye’ye yatırım sözleri ve somut proje ilanları olsa da ziyaret sonucunda somut hiçbir ekonomik kazanım ortaya çıkmadı. Suriye, Ocak 2022 yılında Kuşak Yol projesine katılmış olsa da şu ana kadar proje çerçevesinde herhangi bir yatırım ve projenin başlamamış olması da Çin’in ucu açık ve doğrudan bağlayıcılığı olmayan ekonomik sözlerinin bir örneği olarak görülebilir. Öyle ki, zirvede bir yatırım projesi veya işbirliği alanları açıklanması yerine tarafların muğlak bir stratejik ortaklık ilanı, çokkutupluluk açıklaması ve barışçıl bir dünya yaratılmasında iki liderin ortak çalışması gibi sözlerin öne çıkarılması, somut sonuçlardan yoksun bir zirve için öne çıkarılacak yegane noktalar olarak kaldı.

Çin açısından ise ziyaret farklı anlamlara sahipti. Doğrudan söylemek gerekirse Çin için Suriye veya Esed rejimi Ortadoğu politikasında stratejik veya merkezi bir rolde bulunmuyor. Son yıllarda Ortadoğu’da artan hareketliliği ve ABD’nin boş bıraktığı alanlara girme çabaları düşünüldüğünde, yüksek enerji talebi de göz önünde bulundurulduğunda Çin için Ortadoğu’da Körfez’in rolü Suriye’den çok daha önde denebilir. Bunun yanında Çin’in Suriye’de korunması gereken ekonomik yatırımları da bulunmuyor. Kuşak Yol girişimi ekseninde Suriye’nin değerli bir yeri olsa da bu proje için bile Suriye’nin hayati bir ülke olmadığı söylenebilir. Rusya ve İran’ın kontrolündeki Suriye limanları Çin için siyasi ve askeri maliyeti yüklenmeden ihtiyaç halinde kullanabileceği kozlar olarak duruyor.

Bu durum Çin açısından bir ilk değil. Daha önce de Suriye’nin yeniden inşasına yönelik yatırımın artırılacağı, Kuşak Yol çerçevesinde Suriye’nin önemli bir müttefik olacağı ifade edilmişti. Ancak geçen yıllar sonucunda ne bu yardımlar açık bir şekilde Esed rejimine ulaştı ne de Çin’in Suriye’ye yönelik politikasında büyük bir gelişme görülmedi. Dolayısıyla Esed’in Çin ziyareti sonucu “stratejik ortaklık” açıklansa da Çin’in Suriye politikası özelinde hiçbir stratejik değişim ve ilerleme barındırmıyor. Bu yüzden ziyarete Çin ekseninde bölgesel jeopolitik açıdan bir hamle olarak görmenin ötesinde bir anlam yüklemek yanıltıcı olacaktır.

Tüm bunlar ışığında Çin’in Suriye’yi dikkate değer gördüğü tek mesele ABD ile rekabetin bir oyun sahası olarak Ortadoğu ve Suriye iç savaşının kullanışlı hale getirilmesi. Bu yüzden Esed’in 2004 yılından sonra ilk kez Çin’e davet edilmesi, Esed rejiminin hayal ettiği ekonomik kazançlar ve Çin’in Suriye’de artacak etkisinden ziyade sembolik bir değere sahip. Bu sembolik değer ise yerelde Suriye için bağlam dışı olduğu kadar Çin için yalnızca ABD ile büyük güç mücadelesinin ve Ortadoğu rekabetinin bir parçası olarak anlamlı hale gelmekte. Dolayısıyla bu ziyaret, BRICS zirvesinde sembolik mesajlarını sürdüren ve G20 zirvesine ile Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na devlet başkanı düzeyinde katılmayan Çin’in benzer bir Batı dışı ittifaklar bütünü mesajının küçük bir parçası olarak görülebilir.

Sonuç olarak Çin için Suriye, ABD ile Ortadoğu’daki rekabetin bile stratejik bir noktası olarak yer almıyor. ABD müttefikleri olmaları ve Çin’in enerji ithal eden bir ülke olması sebebiyle Körfez ile geliştirilen ilişkiler bu stratejik oyunun bir parçasıyken Suriye özelinde ne Çin’in jeopolitik okumaları açısından ne de ABD ile mücadele ekseninde kritik bir önemden bahsedilemez. Bu yüzden ilan edilen stratejik ortaklığın Çin için faydası ve anlamı oldukça kısıtlı ve tali. Esed rejimi için ise bu ortaklık ülkenin yeniden inşası ve rejimin ihtiyacı olan yatırımların gelme hayalini içeren, ancak Çin’in bir takvime bağlı olmayan muğlak sözleri dolayısıyla yalnızca diplomatik bir güç devşirebildiği bir ilişkiden öte değil. Bu da Şam yönetimi ile Çin arasındaki stratejik ortaklığın aslında ne Suriye krizi özelinde ne de Ortadoğu ve küresel düzeyde stratejik bir tarafının olmadığını ortaya koyuyor.

[i] https://www.aa.com.tr/tr/analiz/suriye-ekonomisi-cokerken-esed-rejimi-yeni-acmazlara-surukleniyor/1877595

Ahmet Arda Şensoy

Araştırmacı

Ahmet Arda Şensoy, The University of Nottingham’da doktora çalışmalarına devam etmektedir. Lisans eğitimini İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde 2015’te tamamlayan Şensoy, yüksek lisans derecesini ise “Rusya’nın Hibrit Savaş Stratejisi ve Suriye Örneği” başlıklı teziyle 2018’de almaya hak kazandı. Çalışma alanları arasında Suriye iç savaşı, vekâlet savaşı, askeri strateji ve Orta Doğu siyaseti gibi konular yer almaktadır. Türkiye Araştırmaları Vakfı’nda araştırmacı olarak çalışmaktadır.
E-posta: aasensoy@turkiyearastirmalari.org

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu