Körfez Ziyaretleri Türkiye’ye Ne Kazandırdı?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 17-19 Temmuz tarihleri arasında Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)’ne ziyaret gerçekleştirdi. Yapılan ekonomik ve ticari anlaşmaların sayısı ve niteliği dikkate alındığında Türkiye-Körfez (Ziyaret edilen 3 ülke kastedilmektedir) ilişkilerinin daha da güçlendiği bir portre karşımıza çıktı. Türkiye, ekonomisindeki sorunlara çözüm üretmek amacıyla Körfez ülkeleri ile yatırım odaklı ilişkilerini tamir etmeyi amaçlarken Körfez ülkeleri de bölgedeki siyasi ve ekonomik istikrarın devamlılığı nispetinde bu ziyaretlere karşılık vermiştir. Enerji alanında bölgesinde merkez ülke olmaya çalışan Türkiye, kaynak zengini Körfez ülkeleri ile arasındaki bağı güçlendirerek enerji koridoru olma yolunda ciddi yatırım yapmaya çalışmaktadır.

Ziyaretlerin ilk durağı Suudi Arabistan olurken Türkiye tarihinin en büyük savunma anlaşmasına imza atıldı. Özellikle insansız hava araçlarıyla ilgili anlaşmaların ekonomik sonuçları yanında stratejik sonuçlar doğurabilecek kapasitede olması Ankara ve Riyad yönetimlerinin uzun vadeli işbirliği planları yapmak istediklerine işaret etmektedir. Ayrıca iki ülke, enerji alanındaki işbirliğinin altını çizmiş ve döngüsel karbon ekonomisi uygulamaları geliştirmenin önemi üzerinde durmuşlardır. Son olarak, mevcut görüşmelerin savunma ve güvenlik safhasında ise her türlü suçla mücadele, terörizm, teröre yol açan aşırıcılık ve terörün finansmanı ile mücadelede işbirliği ve koordinasyonu artırmada da adımlar atılmıştır.

Arap Baharı sonrası bozulan siyasi ilişkiler, Suudi Arabistan’ın Türkiye’ye gayri resmi boykotu ve Cemal Kaşıkçı cinayeti sonucu kopma noktasına gelmişti. Ocak 2021’de Katar Krizi’nden yaklaşık 3 buçuk yıl sonra El-Ula Bildirisi yayımlandı. Körfez ülkeleri arasındaki dayanışma ve istikrara vurgu yapan bildiri, Körfez’de yeniden tesis edilmeye çalışan diplomatik ilişkilerin başlangıcını oluşturdu. ABD’nin Orta Doğu bölgesindeki rolünü bilinçli olarak zayıflattığı ve Çin’in ekonomisine paralel olarak siyasi pozisyonunu kademeli olarak artırdığı bir konjonktürde Körfez ülkeleri de ihtiyatlı bir politika benimsemektedir. Bu doğrultuda bölgedeki diplomatik ilişkiler ekonomi başta olmak üzere yeniden kurulmaya ve kurgulanmaya çalışılmaktadır.

Tüm bunlara karşın bölgedeki rekabet ekseninde ülkelerinin birincil odağı güvenlik olmaya devam etmektedir. Suudi Arabistan ile İran arasında yeniden başlayan normalleşme ve diplomatik ilişkilere rağmen bazı sınır ve gaz sahaları üzerindeki anlaşmazlıklar devam etmektedir. Ayrıca uzun zamandır Yemen başta olmak üzere birçok kriz alanında birlikte hareket eden Suudi Arabistan ve BAE arasındaki ayrışma gittikçe gün yüzüne çıkmakta ve yakın zamanda krizin büyüyeceğine dair işaretler vermektedir. Böyle bir zaman diliminde Türkiye’den alınacak insansız hava araçlarının Yemen İç Savaşı’nda etkin kullanımı ile Husilere karşı askeri bir sonuç elde etmesi düşünülürken esasında BAE’ye karşı nüfuz mücadelesinin temsilini oluşturacaktır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Körfez’deki ikinci durağı askeri üssümüzün de yer aldığı Katar oldu. Diplomatik ilişkilerin kurulmasının 50.yılını kutlayan Türkiye ve Katar arasındaki stratejik ortaklık bu ziyaretle pekişmeye devam etmiştir. Katar’ın Türkiye Büyükelçisi Şeyh Muhammed bin Nasser bin Jassim Al Thani verdiği bir röportajda Türkiye’nin Dünya Kupası’nın düzenlenmesinde Katar’a destek olması, Katar’ın da Türkiye’nin 6 Şubat’ta yaşadığı büyük deprem felaketinde üst düzeydeki yardım ve seferberliği iki ülke arasındaki münasebetlerin oldukça ilerleme kat ettiğini göstermektedir.

50,7 milyar dolar değerinde 13 anlaşmanın imzalandığı BAE ise Körfez turunun son durağı olmuştur. Türkiye’nin Körfez’deki en önemli ticaret ortaklarından biri BAE’dir. Bu ziyaretle birlikte stratejik ortaklık seviyesine çıkarılan ilişkilerde enerjiden savunma sanayii ve ileri teknolojilere uzanan 10’dan fazla sektörde önemli anlaşmalara imza atıldı. Ayrıca iki ülke arasında “Yüksek Stratejik Komite” kurma taahhüdünde bulunuldu. Türkiye ve BAE’nin Libya başta olmak üzere çeşitli krizlerde farklı tarafları desteklemeleri ve akabindeki söylemlerin tonunun sertliği 2020’nin başına kadar ilişkilerin zayıf kalmasına neden olmuştur. Sonrasında ise iki ülke arasındaki siyasi ilişkilerin tekrar olumlu bir ivme kazanması kendini en çok ticarette göstermiş ve 2021’e göre petrol dışı ticaret % 40 artış göstermiştir. Ticaretteki bu gelişmeler yeni dönemde daha kapsamlı bir ekonomik entegrasyon için de kapı açmış oldu.

Türkiye-Körfez İlişkilerinin Stratejik Potansiyeli

Bölgesel ve uluslararası alanda yaşanan değişimler ve tehdit unsurları, devletleri kapasiteleri ölçüsünde daha proaktif veya daha savunmacı bir pozisyona itmektedir. Arap Baharı sürecinde ise Orta Doğu’da daha aktif rol oynayan Suudi Arabistan ve BAE başta olmak üzere bölge ülkeleri uzun vadede sürdürülebilir bir dış politikadan ve kapasiteden yoksun olmaları nedeniyle diplomasi çabalarına ağırlık vermişlerdir. Aynı saiklerin Türkiye için de geçerli olduğunu belirtmekle birlikte Körfez ziyaretlerinin en kayda değer çıktısı kuşkusuz yabancı sermaye girişlerini hızlandıracak olmasıdır. Seçimler sonrası piyasaların birincil önceliği siyasi istikrar beklentisidir. Türkiye’nin de bu öncelikle hareket ettiğini, komşularıyla dostane ilişkilerin devam ettirilmesi piyasa beklentileri için de uzun vadede karşılık bulacağı kuşkusuzdur. Körfez ülkeleri ile ticaret öncelikli olmak üzere atılan bu adımlar, kendilerinin savunma yeteneklerini geliştirme konusunda da bir sayfa açmış ve Türkiye-Körfez ilişkilerini daha stratejik safhaya taşımıştır.

Diğer taraftan Arap Baharı’ndan günümüze gelen sürece baktığımızda Türkiye-Körfez (Katar hariç) siyasi ilişkileri özellikle BAE nezdinde gerilmiş ve uzun vadede tarafların kapasiteleri ölçüsünde makul bir zemine oturmuştur. 2020 sonrasında Suudi Arabistan ve BAE ile başlayan normalleşme bu Körfez turu ile bilhassa ekonomik çıktıların cisimleştiği bir evre olmuştur.  Türkiye’nin Mısır ile görüşmelerinin Körfez ülkeleri tarafından da memnuniyet verici olarak karşılandığı bu yeni dönemde bölgedeki olumlu siyasi havanın bir istikrar yaratması hedeflenmektedir. Nitekim tüm ülkelerin etkilendiği pandemi sürecinde yakınlaşmanın birincil anahtarı yine ekonomi üzerinden olmuş ve proaktif ilerlemeler dizginlenmek durumunda kalmıştır.

Öte yandan bölgedeki mevcut kriz alanlarında Körfez ülkeleriyle devam ettirecek siyasi ve güvenlik işbirlikleri, Türkiye’nin Batı ile Doğu arasındaki durduğu denge noktasını daha cazip hale getirecektir. Türkiye’nin bölgesel krizlerdeki tutumu ve oyun değiştirici pozisyonunun güçlenmesi, ABD-Çin rekabetinde güvenilir zemin arayan Körfez ülkeleri için stratejik aktör olarak ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu noktada Eğer Türkiye ve Körfez ülkeleri arasındaki savunma işbirlikleri derinleştirilirse bölgede devam eden çatışma ve krizleri de nihayetlendirmede önemli bir stratejik hamle olacaktır. Gerek ABD ve Batı ülkelerinin gerekse de Rusya ve Çin’in mevcut koşullarda Körfez’in sadece ekonomik veya sadece güvenlik ihtiyaçlarına cevap veren yapısı, Türkiye’nin her ikisini de sunma kapasitesi nedeniyle bölgedeki dinamikleri domine etme potansiyeline sahiptir. Halihazırda Körfez’in askeri yeteneklerini geliştirme hususunda Türkiye’nin üstleneceği rol, Katar ile olduğu gibi Suudi Arabistan ve BAE tarafından da ilerleyen zamanda daha somut olarak talep edilebilir.

Sonuç olarak Türkiye, bölgede başlayan siyasi normalleşmeyi ekonomik araçlarla sürdürme hedefindedir. Fakat ilerleyen safhada Türkiye-Körfez ilişkilerini stratejik hale getirecek olan safha ilişkilerin güvenlik boyutuna evrilmesidir. Her iki tarafta da devam eden bazı güven problemleri olsa da ekonomik istikrarlarını sürdürmeye yardımcı olacak güvenlik şemsiyeleri Körfez ülkeleri için birincil öncelik olurken iç siyasi ve ekonomik istikrarını devam ettirmek isteyen Türkiye, bölgedeki artan siyasi nüfuzuyla bu taleplere cevap verebilecek en potansiyel aday olarak durmaktadır.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu