Siyasi İrade Olmadan Savunma Sanayi Olur mu?

Erdoğan kompleksi nedeniyle Erdoğan’ın savunma sanayiinde elde ettiği başarıyı küçümsemeye çalışanlar son derece saçma bir iddia dile getiriyor. Daha önce de savunma sanayii yatırımları varmış. Sonra da olacakmış. Bunlar devlet projeleriymiş. Siyasi iktidara bağımlı değilmiş.

Sanki iktidarsız devlet olurmuş gibi. Sanki gerçekten Erdoğan öncesinde uçak ve tank yapıyormuşuz gibi.

Hadi bilmiyor olsak eski günleri kandırın bizi de. Maalesef biliyoruz. Fazla söze gerek yok. Cumhuriyetin seksen yılı sonunda Türkiye kendi silah ve mühimmatının ancak %20’sini üretebiliyordu. Son yirmi yılda evet Erdoğan sayesinde bu oran dört katına çıktı. %80’e ulaştı. Göz kamaştırıcı bir atılım. Tam anlamıyla bir paradigma sıçraması.

Bugün Türkiye beşinci nesil savaş uçağı yapıyor. İlk jet uçağını yapmış, uçurmuş. Tank üretmiş. Uçak gemisi işlevi görebilecek havuzlu çıkarma gemisi yapmış. İnsansız Hava Araçları’nda dünya muharebe tarihine geçecek işler yapmış. Bu araçların adına sattığımız ülkelerde insanlar marşlar yazmış. Adını yeni doğan çocuklara vermiş. Avrupalılar Türkiye’den insansız hava aracı alabilmek için yardım toplama kampanyaları düzenleyecek hale gelmiş. Yetmemiş. Türkiye havadan havaya, karadan karaya, karadan havaya her türlü füzeyi ilk defa üretmeye başlamış. Bunların hepsi son on yılın içinde olmuş.

Ama neymiş? Erdoğan öncesinde de varmış. Boş konuşmanın dik alası işte budur. Erdoğan öncesinde bu ülkenin milli bir piyade tüfeği bile yoktu. Şimdi ordumuz dünya standartlarında Türk malı bir piyade tüfeği kullanıyor. Sıkı durun. Türkiye tabanca bile üretemiyordu. Bugün Türk firmaların ürettiği tabancalar Amerika’da en çok satılan tabancalar haline geldi.

Nereden nereye? Amerika’nın kapısında mühimmat için bekleyen, İsrail’den teröristlerin hava görüntüsünü almayı bekleyen, 60lı yıllardan kalma tanklarının modernizasyonunu İsrail’e vermek zorunda kalan, Amerika’nın Vietnam Savaşı’nda kullandığı helikopterleri almaya çalışan Türkiye gitti. Yerine bunları kendi yapan bir Türkiye geldi. Tekrar söylüyorum. Bunların hepsi son on yılda oldu.

Neymiş? 60lı, 70li, 90lı yıllarda şirketler kurulmuş. Aferin. Kurulmuş da ne üretmiş diye sormazlar mı adama. Kurum kurmakla bitiyor mu o işler? Ben de kurayım bir şirket. Adına da nükleer silah üretme tesisi diyeyim. Oluyor mu bu işler öyle?

Erdoğan olmasa hayalini bile kuramayacakları bir başarıyı bile sırf Erdoğan kompleksi nedeniyle sıradanlaştırarak küçümsemeye çalışıyorlar. Ama yok öyle yağma. İnsanları aptal yerine koyamazsınız. Doksanlı yıllarda Karabağ işgal edilirken bırakın askeri yardım yapmayı ambulans helikopter bile gönderemeyen Demirel’den bugün 30 yıl boyunca yapılamaz sandığınız Karabağ’ı düşman işgalinden kurtarmada Türk silahlarıyla yardıma koşan ve zafer geçidini Aliyev’le beraber yapan bir Erdoğan’a geldik. İşte bunlar hep siyaset, cesaret ve irade.

Siyasi irade nedir? Ne işe yarar?

Somut örneklerini yeterince gösterdiğime ve vatandaşın zaten daha fazlasını bildiğine inanıyorum. Ama işin bir de kavramsal boyutu var. Tüm savunma sanayii literatürü bilir ki bir ülkedeki askeri yatırımlar siyasi iradeye bağlı ve bağımlıdır.

Bakmayın siz ülkemizdeki mühendislikten dönme üç beş şarlatana. Güvenlik çalışmalarının en önemli başlıklarından biridir bu. Dünyanın her yerinde ordunun ve devletin böylesi devrimsel işlere imza atması ancak cesur, devrimci ve kararlı iktidarlar sayesinde olur. O nedenle de ülkemizdeki yerli ve milli askeri yatırımların devamını istiyorsanız güçlü ve kararlı iktidarlara sahip çıkmanız gerekir.

Devlet ve ordu dediğiniz yapılar bürokratik kurumlardır. Bürokratik kurumlar günlük rutinlerini takip etmekle görevlidir. Emirleri ve yönlendirmeleri siyasetten alırlar. Bu nedenle bürokratik kurumlar yenilikçi olmaz. Ellerindekini korumakla yetinmek tüm dünya bürokrasisinin hem yegâne işlevidir hem de alışkanlığı.

O nedenle “bu işler devlet yatırımlarıdır” demeye kalkmak sanki doğru bir ifadeymiş gibi görünmesine karşın çok basit bir gerçeği yani siyasetin yenilikçi ve yönlendirici rolünü saklamak için kullanılıyor.

Tabii ki bunlar devlet yatırımdır. Erdoğan bunları kişisel servetiyle üretmiyor. Erdoğan bunları görevi bitince eve de götürmeyecek. Ancak Erdoğan olmasa Türkiye bu sıçramayı yaşamayacaktı. O ve iktidarı bütün riskleri göze aldı. O ve iktidarı fark yarattı. Vicdanlı ve mantıklı olun. Komplekslerinize yenilmeyin. Ve bir hakkı teslim edin. Marifet iltifata tabiidir.

Madem devletin kendi bir işleyişi var. Madem Erdoğan olmadan da yapılabiliyor. Doksanlı yıllarda bürokratik ve askeri vesayet zirvesindeydi. Neden o tarihlerde altmışlı yıllardan kalma tanklarımızın modernizasyonunu İsrail’e vermek zorunda kaldık? Neden üretmediler bir tank? Neden Erdoğan’a bıraktılar bu işi? Hadi tank üretemediler. Bari bir piyade tüfeği üretselerdi. O da yok.

Erdoğan ve siyasi iktidarın rolünü küçümsemek için bu işi sadece mühendislerin başarısı gibi sunmaya kalkanlar da var. Tabii ki mühendislerimiz başarılı. Tabii ki ellerine zihinlerine sağlık. Ancak bizim başarılı mühendislerimiz hep vardı. Bu ülkenin insan kaynağında tarih boyunca hiç sorun olmadı. O mühendisler aylar içerisinde Devrim otomobilini bile üretmeyi başarmıştır. Ancak siyasi irade sahip çıkmayınca o Devrim otomobilinin ne hale geldiğini aramızda artık bilmeyen kalmadı sanıyorum. Siyasi irade sahip çıkmadığı müddetçe mühendisler o projeyi devam ettiremez. Bırakın projeleri bir vidayı bile sıkamaz. Geçin o işleri.

Açıkça söyleyelim. Bugün ulaştığımız noktanın en önemli sebebi Erdoğan’ın tüm iç ve dış baskılara direnerek cesaretle bu gündemi takip etmesidir. Devamı da büyük oranda ve belli bir süre ona bağlı olacaktır. Bütün bu işler küresel şirketlerin ve onların hamisi olan ABD gibi büyük devletlerin ve içimizdeki işbirlikçilerin baskılarına rağmen başarıldı. Erdoğan o baskıcılarla kavga etmese Türkiye’nin parasını yerli yatırımlara değil de o yabancı şirketlere ve ülkelere akıtmaya devam etseydi o ülkelerle hiçbir sorun yaşamaz, diktatör olarak yaftalanmazdı. Batılı medya Kılıçdaroğlu’na değil Erdoğan’a destek verirdi.

Bir de muhalefet bakın. Daha şimdiden el etek öpmeye gönüllü olduklarını açıkça söylüyorlar. Kimi yerli firmalara dokunmaktan bahsediyor. Kimi yabacı şirketlere havacılık sanayiini peşkeş çekeceğini söylüyor. Aday çıkarabilmek için Batı’dan sinyal almaya çalışanlar sizce bu ülkenin savunma sanayiine sahip çıkar mı?

Hadi beni muhalefet hakkında çok karamsar buldunuz. Hadi onların da yerli ve milli ve iyi niyetli olduğunu düşünüyorsunuz. Yeter mi? Tabii ki yetmez. Niyetiniz olduğu kadar cesaret ve beceriniz de olacak. Hem yapmak isteyeceksiniz. Hem de baskılara direneceksiniz. Hem de becerikli olacaksınız.

Beceri mi dediniz? Bir kıyas yapın. Kılıçdaroğlu ile Erdoğan arasında. Hangisi sizce daha becerikli. Bir yanda bu zamana kadar yapacağım dediği ne varsa yapmış bir lider diğer tarafta partisini bile yönetemeyen bir genel başkan. Doğruya doğru.

Cesaret mi dediniz? Herhalde bu konuda Kılıçdaroğlu ile Erdoğan’ı kıyaslamaya kalkmanın ayıp olduğunu hepiniz biliyorsunuz. Erdoğan dünyaya kafa tutan bir cesaret markasıdır.

Bu sadece bir Kılıçdaroğlu sorunu da değil. Maalesef bu ülkede birçok lider de Erdoğan’ın başardıklarını başaramadı. Demirel, Ecevit, Özal ve diğerleri. Belki onlar da çok istediler yerli savunma sanayiini geliştirmeyi. Erbakan’ın dilinden düşürmediği bir söylemdi. Yıllarca ağır sanayii hamlesi dedi. Ama yapamadı. Yaptırmadılar. Devirdiler.

Ama Erdoğan’ı deviremiyorlar işte. Fark da burada. Amacım Erdoğan’ı yüceltmek ve diğer liderleri küçümsemek asla değil. Samimiyetle böyle düşünüyorum. Erdoğan çok az lidere nasip olacak bir başarı hikayesi yakaladı bu konuda. Millet de zaten bunun farkında ki defalardır güven oyu veriyor. Türkiye’yi büyütebilecek bir lider yakalamış millet, ona destek vermeye devam ediyor. Neden mi? Erdoğan bu ülkeyi milletten aldığı destekle yeniden inşa etsin de ülkeyi büyük devletler sınıfına soksun diye.

Bugün Türkiye Cumhuriyeti devleti muazzam bir dönüşümün eşiğinde. Ya bağımsız ve güçlü bir Türkiye çıkacak ortaya ya da terörle savaşmak için bile Batılı ülkelerden gelecek mühimmata el açan bir ülke konumuna tekrar düşecek. Devrimsel bir sürecin içindeyiz. Devrimsel süreçler genelde tarihi liderlerin elinde şekillenir. Taşıyıcı rol onlara yüklenir. Devlet ve kurumlar bu inisiyatifi bağlıdır. Türkiye’nin yükü de büyük oranda bugünlerde Erdoğan’ın sırtına yüklenmiş durumda. O nedenle de Erdoğan bu sürecin ayrılmaz bir parçası oldu. Aklı başında uzmanlar bunu zaten görüyor. Kompleks ve düşmanlık saiklerini bir kenara bırakabilse herkes görecek. Siyasi iradeden bağımsız bir devlet düşünmenin mümkün olmadığını anlayacak.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu